|
E-Dergiyi Bastırmak İçin Browserınızın “Print” seçeneğini kullanınız. Bu e-derginin grafik şeklini http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi80.htm adresinden okuyabilirsiniz
|
|||||
![]() |
|||||
|
Kişisel Bir Yaşam İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Bir E-DergiSayı 80 – 17 Temmuz 2004www.marefidelis.com Arşivler Abone ol Aboneliğimi Sil Bize Ulaşın |
|||||
|
Haftanın Sözü: "Eğer herhangi bir şey dileyecek olsaydım, zenginlik ve güç değil, potansiyelin tutkuyla farkında olabilmeyi, o hep ateşli ve genç olan ve bu sayede nelerin mümkün olabileceğini gören göze sahip olabilmeyi dilerdim. Zevk hayal kırıklığına uğratır, olasılık asla. -Kierkegaard, Filozof |
|||||
|
MareFidelis'ten Haberler
Uzunca bir aradan sonra yepyeni bir yazıyla beraberiz. Ayrı kaldığımız süreç içinde farklı farklı bir çok proje ve oluşumun keyifli sancıları içindeydik. İşte kısa kısa haberler:
|
|||||
|
Haftanın Yazısı: Tenis topu ve hedefler... Dost Can Deniz Nerede hata yaptık biz? Nasıl bir sistem kurduk kendimize? Nerede vazgeçtik biz insan olmaktan ve insan taklidi yapmaya başladık? Nerede, ne zaman nefes alıp vermeyi yaşamakla karıştırdık? Nasıl bu oyuna geldik, ve oyunu yaşamın kendisi sanmaya başladık. Orta büyüklükte bir şirkette genel müdür olan danışanımla çalışıyoruz. Benimle çalışmasının ana nedeni, yönetim kurulundan verilen, gerçekten yüksek hedefler. Danışanım bu ağır hedefleri yakalayabilmek için gece gündüz çalışıyor neredeyse, bütün ekibiyle beraber. Şirkete girdiğimde insanların yüzlerinden üstlerinde hissettikleri ağır baskı hissediliyor. Gözlerden yorgunluk akıyor. Çoğu bu işi neden yaptıklarını hatırlamıyorlar bile. Hatta ne yaptıklarını da... Bütün personel gözlerini tutturacakları, bütün yaşamlarını bağladıkları o rakamsal hedeflerine kilitlemiş durumdalar. Tek konuşulan şey tutturacakları o satış rakamı, yakalayacakları karlılık oranı, verimlilik rasyoları... Hele genel müdür danışanımın iki haftada bir yaptığı toplantılar... Herkesin merak konusu bu hafta kimin kızartılacağı toplantıda. Bir dostum, yeni çalışmaya başladığı tenis hocasıyla nasıl çalıştığını anlatıyordu geçen gün. Anlattığına göre hocası son bir kaç aydır sadece yaptığı hareketlerin doğru hareketler olması için çalıştırıyormuş kendisini. Yani topu doğru yere atmaya değil, forehand hareketler serisini mükemmel yapmaya odaklı çalıştırıyormuş. Hatta topun nereye düştüğüne bakmasına izin dahi vermiyormuş bazen. Sadece şimdi burada yaptığı şeyi en iyi şekilde yapması ve bunun ustası olması için çalışıyorlarmış. "Topu istediğin yere atmak, ve maçı kazanmak, ancak hareketlerini en doğru biçimde yaptığında, yaptığını ustası olduğuna mümkün, hatta doğal olur" diyormuş hocası... Çünkü eğer ben, şimdi, burada yapmam gereken şeyi en doğru şekilde yaparsam, ve her yaptığımda bir öncekinden daha iyi yapmaya çalışırsam, bir kaç sonuca ulaşırım: Ben doğru eylemleri şimdi yaparsam gelecekte oluşacak sonuçlar için endişelenmeme büyük ölçüde gerek kalmaz. Ayrıca istediğim sonuçlara ulaşamadığımda ne yaptığımı çok iyi bildiğim için dönüp neyi farklı yapmam gerekiyor diye sorabilirim, sadece sonuca ve tutturmam gereken bir hedefe odaklı çalıştığım zamanlarda yaptığım gibi işe yaramayan stratejileri daha da abartarak uygulamaya devam etmek yerine. Ve bir süre sonra yaptığım işte ustalaşırım, ve böylelikle onu değiştirme, evrimleşme, onun dışına çıkma ve kuralları koyma şansına da ulaşırım. Genel müdür danışanıma bu hikayeyi anlattığımda, gözlerini kırpıştırarak bana bakıyor, kendisi de iyi bir tenis oyuncusu. "Hikayeni sevdim" diyor, "açıkla." "Büyük hedefleriniz var, değil mi?" "Evet?" "Peki bu büyük hedeflere kim ulaşacak?" "Ben, biz, bu şirket, hepimiz!" "Peki sen, siz, bu şirket, hepiniz... ne kullanıyorsunuz bu hedeflere ulaşmak için?" "Anlamadım tam olarak soruyu..." "Peki, farklı anlatayım: Don Miguel Ruiz'in sevdiğim bir sözü var. Der ki, büyük hayaller, büyük hedefler, büyük enerji istermiş. Siz bu büyük hedeflere ulaşacak enerjiye sahip misiniz kurum olarak ve bireyler olarak?" "Bilmem, herhalde!" "Peki sadece kendini düşün, şimdiki durumuna bak. Nasıl hissediyorsun?" Derin bir iç çekiş... Gözlerinden yorgunluğun karanlığı ve anlayışın aydınlığı karışımı, garip bir ışık geçiyor: "Yorgun, bitmiş, duygusal olarak tükenmiş, midesi tıka basa dolu, ama enerjisiz..." "Peki nereden geliyor sizin enerjiniz?" Duyulur duyulmaz bir sesle: "Korkudan sanırım... Hedefleri yakalayamamaktan öyle korkuyor ki bütün şirket, sayemde!" Susuyorum. Biz bir yerlerde yanlış yaptık. Hedeflere ulaşmayı, amaçlarımızın peşinde koşmayı, hayalleri gerçekleştirmeyi bir korku filmine dönüştürdük biz, ve sonra bunu da kurum kültürü yaptık, adına da motivasyon dedik. Korku ile motive olmayı doğal sayan çalışan kuşaklar yetiştirdik. Tek enerji kaynağımızı korku yaptık, ve temiz enerji kaynaklarını tamamen kuruttuk. Biz, bir yerlerde çok büyük bir hata yaptık...
|
|||||
|
Haftanın Alıştırması Eyleme Geçin! Jim Loehr ve Tony Schwartz, "The Power Of Full Engagement: Managing Energy, Not Time, Is The Key to Higher Performance" adlı mükemmel kitaplarında, sporcularla yaptıkları çalışmalarla, iş yaşamından gelen müşterileri arasında karşılaştırma yaptıklarında şu gerçeği saptarlar: Sporcular yılda sadece belli sezonlarda, o da haftanın bir kaç saatinde performans gösterip, kalan bütün zamanı enerjilerini arttırmak ve kendilerini geliştirmek için harcıyorlar. Ancak iş dünyasının içinde yaşayan bizler, haftada minimum 5 gün, günde 8 - 10 saat, yılda 50 hafta performans göstermek zorundayız. Ve bunu yapmanın gerektirdiği o yoğun enerji ihtiyacını nasıl karşıladığımızı düşünmeden! Yüksek performans ve gelişim, insanın dört alanda enerjisini dengeli almasından ve harcamasından kaynaklanıyor: Fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal. Aynı nefes alıp vermek gibi, bu dört alanda da doğru biçimde enerji almak ve bunu dengeli biçimde vermek sağlıyor tatmini, gelişimi, yüksek performansı, yaşamın sürekliliğini... Yaşam her alanda yüksek enerji ile düşük enerji, genişleme ve geri çekilme arasında sürüyor... Ancak çoğumuz temel enerji kaynağımız olan fiziksel enerjiyi bilinçsizce, en kirli ve vücudumuza en zarar verecek şekilde alıp en kötü biçimde harcıyoruz. Duygusal kaslarımızı devamlı olumsuz enerjilerle, korku ile, nefretle, çekişme ile, husumetle doldurup, bu enerjiyle hiç ara vermeden çalışan zihin kasımızı besliyoruz. Yaptıklarımıza bir anlam vermekten, bizim için anlamlı ve değerli bir sonuç için çalışmakla, bu dünyada varlığımızın bir işe yaradığını bilmekle beslenen, ve diğer kasları zor durumlarda bile "insan-üstü" besleyebilen ruhsal kasımızı ise tamamen unutmuş durumdayız çoğumuz. Bazı şirketler, bu döngüyü kurum kültürü yapmış durumda. Çalışanlarını devamlı korku kaynaklı motivasyonla (prim sistemi de korku kaynaklı bir motivasyon sistemi olabilir) besleyerek bitmeyen bir zihinsel çalışma bekleyen şirketlerden bahsediyorum. Büyük hedefler koymak, çalışanlarınızı o hedeflere doğru ilerlerken doğru ve dengeli şekilde besleyecek enerji sistemleri kurmayı da gerektirir. Biz ise kuru kuruya koyduğumuz hedefe ulaşmalarını beklediğimiz çalışanlarımıza harcadıkları enerjiyi geri kazanmaları için gerekli dinlenme zamanını bile bazen çok görebiliyor, akşamın geç saatlerine kadar çalışmayı "yüksek hedeflere ulaşmak için yapılan bir fedakarlık" olarak görüyoruz. Ancak bu durumun kendisi, bu hedefleri kalıcı ve istikrarlı kılamamamızın başlıca nedenlerinden. Bu uzun girişten sonra sizden bu hafta eğer bir yöneticiyseniz yönettiğiniz grup, departman ve şirkete, ve her durumda kendi yaşamınıza bakmanızı istiyorum. Boş bir kağıt alın, en tepesine "Fiziksel Kaslarım" yazın. Sonra aşağıdaki soruları yanıtlayın: - Bu alanda temel enerji kaynaklarım(ız) neler? - Bu kaynaklar ne kadar "temiz"? - Bu kasımı(z) ne kadar çalışıyor(? Az - Yeterince - Çok? - Bu kasımı(z) ne kadar dinleniyor? Az - yeterince - çok? - Yaşamımın/çalışanlarımın bu alanına ve bu enerji kaynağına 10 üzerinden ne not veririm? - Bu enerji kaynağıyla ilişkimi(zi) daha iyi hale getirmek için hemen yapabileceğim üç şey ne? Daha sonra her bir alan için bu soruları tekrar yanıtlayın. İşte size bir "enerji eylem planı"! |
|||||
|
"Yaşam, yetenek ve lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşanmalı"
Bu, Dost Deniz'in ve MareFidelis Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Danışmanlık’ın vizyonu. Dost önce Endüstri Mühendisi, sonra İşletme “Master”ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Kendi potansiyelinin sınırlarını araştırmak, başkalarına da bunu yapmaları için yardım etmek ve her alanda özgürleşmek. Bunları kendi yaşamının gerçeği haline getirmek ve vizyonunu gerçekleştirmek için kurumlara, profesyonellere, sanatçılara, yöneticilere, ve yaşamını bir kutlama haline getirmek isteyen bütün cesur insanlara yaşam koçluğu yapıyor. Bunu yaparken de Graduate School Of Coaching’den aldığı, yaşam, şirket ve liderlik koçluğu eğitiminden yararlanıyor. Dost ayrıca Gestalt Institute Of Cleveland'dan Gestalt Grup Terapisi ile EATA'dan Transaksiyonel Analiz eğitimleri de kullanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. |
|||||
Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.
Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.
© 2004 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.
|
|||||