Bu mesajı düzgün okuyamıyorsanız, http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi72.htm adresini ziyaret ediniz.
Derginizi bastırabilmek için buraya tıklayınız.
|
Kişisel Bir Yaşam #72 İnsan, Yaşam ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi 24 Şubat 2004 |
|||||||||||
![]() |
|||||||||||
| marefidelis.com ● arşivler ● abone ol ● aboneliğimi sil ● yaşam koçluğu ● bize ulaşın | |||||||||||
|
© 2004 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir. |
|||||||||||
|
Bu sayıyı size bir
arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız? |
|||||||||||
| Haftanın Yazısı: | |||||||||||
![]() |
İnsanlarla Çalışmanın Anlamı... Dost Can Deniz |
Haftanın Sözü: "Bizi göklere çıkaran yalanları bir yudumda yutarız da, bize acı gelen gerçekleri damla damla içeriz. -Denis Diderot
|
|||||||||
"Yaşam, yetenek ve lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşanmalı"
Bu, Dost Deniz'in ve MareFidelis Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Danışmanlık’ın vizyonu. Dost önce Endüstri Mühendisi, sonra İşletme “Master”ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Kendi potansiyelinin sınırlarını araştırmak, başkalarına da bunu yapmaları için yardım etmek ve her alanda özgürleşmek. Bunları kendi yaşamının gerçeği haline getirmek ve vizyonunu gerçekleştirmek için kurumlara, profesyonellere, sanatçılara, yöneticilere, ve yaşamını bir kutlama haline getirmek isteyen bütün cesur insanlara yaşam koçluğu yapıyor. Bunu yaparken de Graduate School Of Coaching’den aldığı, yaşam, şirket ve liderlik koçluğu eğitiminden yararlanıyor. Dost ayrıca Gestalt Institute Of Cleveland'dan Gestalt Grup Terapisi ile EATA'dan Transaksiyonel Analiz eğitimleri de kullanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.
Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.
Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com web sitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.
© 2004 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. |
|||||||||||
|
İş yaşamında kaç kere
içinizden geldi yöneticinize, müşterinize, iş arkadaşlarınıza "Hey" diye
bağırmak, "hey bana baksana sen! Farkında mısın, ben bir insanım! Ve
bu istediğin sonuçları senin için yaratacak olan benim. Benim de bir insan
olduğumu fark etmeden daha ne kadar dayanabileceğimi sanıyorsun!" İnsan olmak! Gerçekten de ciddi bir problem. En azından yöneticiler ve yönetim teorisyenleri için. Çünkü bu teorisyenler ve yöneticiler, uzunca bir zamandır biz insanların, kurdukları o mükemmel ve hatasız sistemlerin işleyişine çomak sokmamamız için uğraşıp duruyorlar. O harika "ceterus paribus" sistemlerin yumuşak karnıyız biz. Çünkü biz insanlar, sistemdeki bütün değişkenlerin aksine, sonuçta nasıl davranacağı belli olmayan varlıklarız. Çünkü biz insanlar, onların tasarladıkları mükemmel neden - sonuç ilişkisi içinde çalışan sistemlere uyamıyoruz. Hatta biz insanlar o kadar uyumsuzuz ki, bize yakıştırılan "uyamıyorsunuz" suçlamasına bile, "ne münasebet... uyup ne yapacağım senin sistemine, ben uymamayı seçiyorum", ve "değişken" tanımına da "sensin değişken!" diye yanıt veriyoruz. İşte problem de bu zaten. Seçim hakkı. İnsanı insan yapan en önemli parçalardan biri, özgür irade. Hiç bir şey, insanın kendisi, yaklaşımı ve davranışları ile ilgili kendi kararını verebilme ve bu kararları anlık olarak değiştirebilme hak ve şansını elinden alamıyor. İnsan önüne bir şekilde davranması için bütün nedenler ve koşullar serili olsa bile, sadece istemediği veya o gün canı sıkkın olduğu veya ters tarafından kalktığı veya bunu kendisine sunan insan orta okulda onu sınıfta bırakan öğretmene benzediği için bütün bu neden ve koşullara arkasını dönebiliyor. Ve bu konuda ne liderlerin, ne yöneticilerin, ne teorisyenlerin, ne guruların, ne sevdiklerinin, ne kanunun, ne toplumun, hiç kimsenin yapabileceği hiç bir şey yok. Bir şeyi yapmayı kafaya koymuş ve bedeline razı bir insandan daha durdurulamaz ne olabilir? Peki, bu yönetici için ne demek? Şu demek aslında: İstediğiniz kadar ödül ve ceza sistemleri koyun, istediğiniz kadar çalışanlarınıza sizin istediğiniz şekilde davranmazsa başına neler geleceğinden bahsedin, istediğiniz kadar maaşının ne kadar artabileceğinden ve istenilenleri verirse ulaşacağı diğer faydalardan bahsedin, eğer canı istemezse, eğer gerçekten inanmazsa, eğer kendi duygusal ihtiyaç ve değerlerine uygun bulmazsa, bütün bunlar ancak bir yere kadar işe yarayacaktır. Fark edin ki duygularıyla, düşünceleri ile, geçmiş ile, hayalleri ile, kimlik problemleri ile, güçlü ve zayıf yanları ile ve beklentileri ile çok kompleks bir sistemle ilişkiye girmek üzeresiniz. Ve maalesef, kendinizi istediğiniz kadar güçlü sanın, istediğiniz kadar insanları kontrol ettiğinizi, onlara liderlik ettiğinizi sanın, bütün gücünüz, emrinizde olan insanların bu gücü size bir şekilde vermeyi seçmiş olduklarından geliyor. Yönetici olan bir danışanım, bu bahsettiğimiz gerçeğin kendisini ne kadar bunalttığını anlatmak için "cam silmek en nefret ettiğim ev işidir, ama insanlarla uğraşmak yerine günlerce cam silmeye razıyım" demişti. Peki, bu kadar umutsuz mu durum? Hepimiz insanları bırakıp elimize cam bezlerini mi alalım yani? Bence değil. Sadece her şeyin bizim istediğimiz gibi ve bizim istediğimiz şekilde olması iddia ve isteğimizden vazgeçmemiz gerekecek. Tam tersine, karşımızdakinin de bir insan olduğunun bilinciyle yaklaşmamız gerekecek, onun en önemli insanlık hakkını nasıl bertaraf edeceğimizi düşünmek yerine. Fark edelim ki karşımızdaki bir insan. Acaba bu insanın, bu kompleks, hatta kaotik sistemin tercihlerini bizim ve onun lehine sonuçlar yaratacak bir şekilde kullanması, bunu yapmak için kendi içinde enerji açığa çıkarabilmesi için ben ona nasıl yardımcı olabilirim? Ben bu insanı nasıl motive edebilirim? Ben bu insana sonuç üretebilmesi için nasıl hizmet edebilirim? Bunlar, Frederick Herzberg'in Harvard Business Review'da 1968'de yayımlanan "One More Time: How Do You Motivate Employees?" adlı klasik makalesi'nde sorduğu sorular aslında. Herzberg, insanları lineer sistem parçaları, yani ödül ve ceza ile idare edilebilen varlıklar olarak görmeyi bırakmanın doğal bir başka sonucundan bahsediyordu: Hani bizim motivasyonumuzu kıran, bizi mutsuz, huysuz, neşesiz kılan şeyler var ya. Örneğin ücret, örneğin çalışma koşulları, yöneticimizle ilişkimizin kalitesi, işin sağladığı statü, örneğin iş güvenliği, örneğin şirketin politikası. Bunlardaki olumsuzluklar, bizim iş tatminimizi ve memnuniyetimizi de beraberinde götürüyordu. Eğer sevgili teorisyenlerimizin lineer ve basit nedenselliği içinde işleyen varlıklar olsaydık, ne kadar kolay olacaktı, çünkü eğer bu koşullardaki olumsuzluklar ortadan kalkınca mutsuzluk da ortadan kalkıyorsa, bunların tersini verince insanlar mutlu ve motive olmalıydı. Ama çalışmadı, çalışmıyor. İnsanın kompleks yapısı burada da sevgili teorisyenlerimizin başına bela oluyor. Örneğin düşük maaş bizi demotive ediyor da maaşımıza gelen zammın motivasyonu sadece bir kaç ay sürüyor, o da en iyisinden. Bir süre sonra, yaşam standardımız yeni maaşımızın seviyesine ulaşıp da biz de bu yaşama adapte olduğumuzda yaşam kalitemizin, yani yaşamdan aldığımız keyfin pek de yaşam standardımızla aynı ölçüde artmadığını fark ediyoruz. devamı yan sütunda.... (oraya git)
|
|||||||||||