Bu mesajı düzgün okuyamıyorsanız,  http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi66.htm adresini ziyaret ediniz.

Derginizi bastırabilmek için  buraya tıklayınız.

 Kişisel Bir Yaşam #66             İnsan, Yaşam ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi               23 Aralık 2003

 
 marefidelis.com     arşivler    abone ol    aboneliğimi sil    yaşam koçluğu    bize ulaşın

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir.


 

KAMPANYAMIZ SONUÇLANMAK ÜZERE!

Hedefimizi gerçekleştirmemize ve kimsesiz çocuklara yardımcı olun!

31 Mart 2003 tarihinden itibaren, sene sonuna kadar MareFidelis Kişisel Bir Yaşam Dergisi'ne abone olan her kişi için Çocuk Esirgeme Kurumu'na 250,000 TL bağış yapacağımızı açıklamıştık. Bu bağışı 2004 Ocak ayında toplu olarak, bir kerede yapacağız. Yani, örneğin 10,000 yeni abonemiz olursa, toplam 2.5 milyar TL bağışı sizin adınıza yapmış olacağız. Sene sonuna sadece bir kaç ay kaldı.  Bu e-dergiyi arkadaşlarınıza ve mensubu olduğunuz e-gruplara göndererek bize ve kimsesiz çocuklara destek olur musunuz?

 

Bu sayıyı size bir arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız?
Derginizin her salı size teslim edilmesini garantiye almak ve kimsesiz çocuklara destek olmak için buraya tıklayarak web sitemizden abone olunuz.


Haftanın Yazısı:

Küçücük Bir Hikaye*

Dost Can Deniz

Haftanın Sözü:

"Eğer sen kendi yaşamının kontrolünü eline almazsan, başkaları kendi yaşamlarının kontrollerini ele aldıklarında yakınma."

 

      -Beth Mende Conny


"Cesur Sorular" kitapçılarda...

 

 

Kitabın arka kapağından:

 

"Yanıtlar değildir yaşamı değiştiren...

Yaşamı değiştiren sorulardır.

Bu kitap size yeni yanıtlar vermek için yazılmadı.

Bu kitap siz kendi yanıtlarınızı bulabilesiniz diye yazıldı.

Bu kitapta yaşamınızı bir kutlamaya çevirmek için yanıtlamanızı bekleyen 101 soru bulacaksınız.

Bu soruları yanıtlayarak, ve yazılanları yaşama geçirerek, olabileceğiniz her şey olmak yolunda, yaşamın ustası olmak yolunda bir adım daha atabilirsiniz.

"ve en ilginç yanıtlar, soruları yok edenlerdir..."

 

"Cesur Sorular" kitapçılarda...

Haftanın Alıştırması

Eyleme Geçin!

Nasıl geçti bu seneniz? Bir yıl önce yazdığım satırları hatırlıyorum, sanki dünmüşçesine. Neler yazdığımı geçtim, nasıl yazdığımı bile hatırlıyorum neredeyse... O kadar yakın ki bana o gün, ve bir o kadar da uzak. Biliyorum bir şekilde aynı kişiyim o satırları yazanla, ama aynı zamanda da alakam yok. Hani tamam, bir sürü deneyim ve öğrenme yaşandı ama, o günden bugüne vücudum bile neredeyse tamamen yeniledi kendini, aynı kalan kaç hücre vardır acaba?

Geçen yıl sonunda, sizlere yazdıklarımın dışında kendim de oturup bir "muhasebe" yapmışım, çok sevdiğim turuncu A4 kağıtlarımla karşı karşıya oturup. Demişim ki "2002 iyi bir yıl oldu. Yaşamıma tam anlamıyla damga vuran bir yıl oldu bu. Bir çok şeyin, özellikle de kişisel büyüme ve ifadenin en üst düzeyde ortaya çıktığı bir yıl oldu 2002. Öyle ki, bunun gerçekten bir yıl olduğuna inanmakta zorluk çekiyorum." Keşke bu kadar ucuzca harcamasaymışım kelimeleri, çünkü 2003'ü anlatacak yeni ve daha iddialı sözler bulmam gerekecek şimdi! Her yeni yıl, bir öncekinden çok daha hızlı, çok daha yüklü, çok daha içerikli mi geçmeye başladı ne!

Sakın 2002'nin veya 2003'ün benim için çok kolay, sadece neşe ve eğlence dolu, aksiliklerden, tatsız sürprizlerden, başarısızlıklardan ve acıdan uzak olduğunu sanmayın. Tam aksine. Bu iki yıl da her şeyi ile bütün bir yıldı. Ve belki de sadece bu yüzden, hem acısı hem tatlısı olduğu, hem iyisi hem kötüsü olduğu, hem başarılar hem de başarısızlıklar olduğu için bu kadar büyüme ve ifade içeren bir yıl oldu. Belki de bu zıtlıkların çekişmesinden doğduk ben ve yaratımında pay üstlendiğim her şey.

Gelin bu hafta, siz ve ben, elimize kağıt kalemi alalım tekrar, bakalım bu son yıl nasıl geçmiş... Acısı ve tatlısıyla, ulaşılan ve ulaşılamayan hedefleriyle, neşesiyle hüznüyle, bir bilançosunu çıkaralım. Öyle kendimizi de herhangi bir formata sokacağız diye de sıkmayalım, rahat bırakalım. Kendimize biraz özel alan, özel zaman yaratalım, sevdiğimiz bir müziği, bir kadehi veya bardağı arkadaş alalım yanımıza ve geçmiş yılın içinde bir yolculuk yapalım. Acısının ve tatlısının özetini çıkaralım, bu senenin zarfını açıp içinden çıkan dersleri okuyalım. Sonra acıları ve tatlıları orada bırakalım, ve derslerimizi ve öğrendiklerimizi yanımıza alalım, atılalım 2004'ün bizi hevesle bekleyen kollarına.


 

"Yaşam, yetenek ve lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşanmalı"

 

Bu, Dost Deniz'in ve MareFidelis Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Danışmanlık’ın  vizyonu. Dost önce Endüstri Mühendisi, sonra İşletme “Master”ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Kendi potansiyelinin sınırlarını araştırmak, başkalarına da bunu yapmaları için yardım etmek ve her alanda özgürleşmek. Bunları kendi yaşamının gerçeği haline getirmek ve vizyonunu gerçekleştirmek için kurumlara, profesyonellere, sanatçılara, yöneticilere, ve yaşamını bir kutlama haline getirmek isteyen bütün cesur insanlara yaşam koçluğu yapıyor. Bunu yaparken de Graduate School Of Coaching’den aldığı, yaşam, şirket ve liderlik koçluğu eğitiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.

 


Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.

 

Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com web sitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.

"Biliyorum, bir rüya bu, ama yine de kendimi alamıyorum onun güzelliğine kapılmaktan. Gerçek olabilir mi bu gördüğüm rüya? Ben pekala bu uçsuz bucaksız, ufuk çizgisinin bilinmezliğinin de ötesine uzanan bu çayırda olabilirim şu an. Ve belki de bu uçsuz bucaksız yeşilin ortasında, toprağın üstünde, tek başıma yatarken, ucuz bir benzinci otelinde uyuduğumu görüyorum rüyamda. Hangi uykumdan uyanmak istersin diye sorsanız bilemiyorum ne yanıt verirdim. Rüyamdaki uykumdan mı, yoksa uykumdaki rüyamdan mı? Size sorayım, hangisinin rüya olmasını tercih ederdiniz? Benzin istasyonu veya bu yeryüzü cenneti... Ben çimenleri tercih ediyorum ve doğruluyorum yerimden, benzincideki otel odasındaki beni rüyada bırakarak. Sen kal orada, sakın uyanayım da deme. Rahat rahat uyu, yorgunsun zaten, o kadar yoldan geldin, sabahtan beri iki teker üzerindesin. Beni merak etme, ben buralarda dolaşacağım biraz, sağa sola bakacağım. Az ileride bir göl mü görüyorum ne. Güneş sırtımı ısıtıyor, yüzmenin tam sırası. Biliyorum sen de benimle beraber olmak isterdin ama ikimiz birden olamıyoruz burada, malum.

Yavaş yavaş yürüyerek, hiç acele etmeden göle doğru gidiyorum. Fark etmediğim bir derenin suları, şimdiye kadar hiç görmediğim renkte ve güzellikte kayaların üzerinden çağıldayarak karışıyor gölün yeşil berraklığına. Dipteki bütün taşları sayabilirim size. Her renkten ve bin bir şekilden taş. Yıldızlar, güneşler, takımyıldızlar, nebulalar... Sanki bütün evren suyun içinde, o kadar güzel ve berrak. Bir gölün bu kadar duru ve sakin olabileceğini düşünmemiştim hiç.. Gözlerim sabit derinlere bakıyorum, büyülenmişçesine. Zümrüt yeşili suyun içinde oynaşan balıkları görüyorum. Bilmediğim balıklar bunlar, her birinin sırtında gökkuşağının bütün renkleri... Neşe içinde oynaşıyorlar. Oradan oraya tasasızca atılmaları bana geçmişten, çocukluğumdan kalma anıları, mutlu resimleri çağrıştırıyor. İçerimde bir yerler sızlıyor çok fena.

Bir tanesi beni fark ediyor, arkadaşlarından ayrılıp bana, yüzeye doğru yaklaşıyor merakla.

“Seni bekliyorduk” diyor. Hmmm... Rüya bu olmalı, otel odası değil. “Rüyanın hangisi olduğunun ne önemi var” diye devam ediyor, “hem ötekinin de rüya olmadığını kim söylüyor?”.

Konuştum mu? Ne olursa olsun balık kadar beyniyle.... Bir balıktan nasihat alacak değilim... “Valla” diyor, “bu sıcak hava, bu güzel göl... Suyun içinde olan ben olduğuma göre kimde daha fazla beyin olduğu tartışılabilir”.

“Ama” diyecek oluyorum ve havayı titreştiren sesim beni irkiltiyor. O ana kadar ne balığın ne de benim ses çıkarmadığımızın ayırdına varıyorum.

“Hayır biliyorum, mayon yok, ama zaten üzerinde hiçbir kıyafet yok ki, çırılçıplaksın. Aynen bizim olduğumuz gibi....” Gerçekten de öyle! Üzerimdeki kıyafetler bir sinema perdesindeki hayaller gibi çıplak vücudumun aynasından yansıyorlar. Projektörün ışığıyla beraber kıyafetler de yok oluyor. Çırılçıplağım...

“Hadi” diyor balık, “su çok güzel.”

Başka bahanem kalmadı, ayağımı yavaş yavaş suya sokuyorum. Ayağım suya değer değmez baştan aşağı titriyorum. Aman! Nasıl bir his bu böyle! Vücudumun her zerresinin “ben buradayım” diye bağırdığını duyuyorum sanki, “yaşıyorum”!

Bu hissin bir rüya olmasından, uyanmaktan korkarak ayağımı çekiyorum. Rüya? Oğlum zaten rüyada değil miydik biz? O kadar korkuyorum ki deminki duyguları, o mutluluğu, o bütünlüğü yaşayamamaktan tekrar, hissettiklerimin yanılsama olmasından, çekiniyorum bir daha ayağımı değdirmeye suya. Ayağım havada, ne ileri ne de geri gidebilir bir durumda, duruyorum öylece, havada ve zamanda asılı. Deminki o güzel hislerin yerini bir irkilme, panik, sıkıntı, merak, korku alıyor.

“Yanıt almak için soruyu sorman lazım” diyor balık.

“Sormaya korkuyorum. Ya yanıt benim istediğim değilse?”

“Yanıt istediğin olsa bile sen bu yanıtı kabul edecek misin ki? Ayrıca istediğin yanıt istediğini sandığın yanıt mı gerçekten?”

“Ne demek istiyorsun, felsefe yapma şimdi, ben bu suyun bana hissettirdiklerini geri istiyorum.”

“O zaman adımını at suya! Şimdi”. Bu balık gerçekten fazla olmaya başladı.

“Yok burada beni kızartıp yiyemezsin.” Gülüyor. Ben de gülüyorum.

“Ben gidiyorum” diyor balık. “ Sana suyun ne kadar güzel olduğunu anlatmama gerek yok, çünkü tadını sen de aldın.” Kötü bir satış stratejisi.

“Seni soruların ve sorgularınla bırakıyorum. Beni ve yanıtlarını nerede bulacağını biliyorsun.” Göz kırpıyor. Bana mı öyle geliyor, yoksa gerçekten bana sevgiyle ve anlayışla mı bakıyor? Biliyorum diyor, sıkma canını. Biliyorum. İçim ısınıyor. Bu duyguyu da kovuyorum içimden hemen, aceleyle.

Ayağımın hala havada asılı olduğunu fark ediyorum. Yavaşça diğerinin yanına çimenlerin üzerine koyuyorum. İçimdeki sıkıntı artıyor. Birisi zihnimin sinema projektörünü tekrar çalıştırdı galiba, üzerimde yansıyor kıyafetlerim. Hem de bunlar yorgunluktan çıkarmaya üşenip kendimi onlarla beraber yatağın üzerine atıp içinde sızdığım yol kıyafetlerim. Çimenler, göl flulaşıyor, kayboluyorlar yavaş yavaş. Kendimi tanımadığım, karanlık, kötü kokan bir odada buluyorum. Duvardaki sararmış, baskı manzara resmi, demin geldiğim cennete ne kadar da benziyor. Uzaktan geçen kamyonların homurtuları dolduruyor odanın karanlığını. Artık uyanığım. Kol saatimin fosforlu kadranı, zamanın epeyce geç, ancak kalkmak ve yola koyulmak için de çok erken olduğunu söylüyor. Algılamakta zorluk çekiyorum hala, bu mu rüya, yoksa o göl mü? O göl... O göle dönmek istiyorum!"

* Yazılmakta olan yeni kitabımın giriş bölümü

 

 

Başa Dön