Bu mesajı düzgün okuyamıyorsanız,  http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi65.htm adresini ziyaret ediniz.

Derginizi bastırabilmek için  buraya tıklayınız.

 Kişisel Bir Yaşam #65             İnsan, Yaşam ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi               9 Aralık 2003

 
 marefidelis.com     arşivler    abone ol    aboneliğimi sil    yaşam koçluğu    bize ulaşın

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir.


 

KAMPANYAMIZ SONUÇLANMAK ÜZERE!

Hedefimizi gerçekleştirmemize ve kimsesiz çocuklara yardımcı olun!

31 Mart 2003 tarihinden itibaren, sene sonuna kadar MareFidelis Kişisel Bir Yaşam Dergisi'ne abone olan her kişi için Çocuk Esirgeme Kurumu'na 250,000 TL bağış yapacağımızı açıklamıştık. Bu bağışı 2004 Ocak ayında toplu olarak, bir kerede yapacağız. Yani, örneğin 10,000 yeni abonemiz olursa, toplam 2.5 milyar TL bağışı sizin adınıza yapmış olacağız. Sene sonuna sadece bir kaç ay kaldı.  Bu e-dergiyi arkadaşlarınıza ve mensubu olduğunuz e-gruplara göndererek bize ve kimsesiz çocuklara destek olur musunuz?

 

Bu sayıyı size bir arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız?
Derginizin her salı size teslim edilmesini garantiye almak ve kimsesiz çocuklara destek olmak için buraya tıklayarak web sitemizden abone olunuz.


Haftanın Yazısı:

İçsel Şefkat

Dost Can Deniz

Haftanın Sözü:

"Hemen her şeyde, mükemmelliğe en sonunda, ekleyecek hiçbir şey kalmadığında değil, artık çıkarılacak hiçbir şey kalmadığında ulaşılır.

 

      -Antoine de Saint-Exupery


Kargem Akşam Konferansları

 

Dost Deniz

"Kendimizi ve Başkalarını

Daha İyi Yönetmenin Yolları"

 

10 Aralık Çarşamba

19:00 - 21:30

Katılım Bedeli 20 Milyon TL

 

KARGEM

Eski Büyükdere Caddesi No:43

80660 4. Levent İstanbul

0212 282 95 00

www.kargem.com.tr

 

Yakın Tarihli Diğer Seminerler:

11/12 Aylin Çevik - Stresle Başa Çıkma

15/12 - Ulaş Bıçakçı - Aile Şirketi Olmak Suç mu

16/12 - Hakan Gider - HİS Herkes İçin Satış


 

"Cesur Sorular" bu hafta içinde kitapçılarda...

 

 

Kitabın arka kapağından:

 

"Yanıtlar değildir yaşamı değiştiren...

Yaşamı değiştiren sorulardır.

Bu kitap size yeni yanıtlar vermek için yazılmadı.

Bu kitap siz kendi yanıtlarınızı bulabilesiniz diye yazıldı.

Bu kitapta yaşamınızı bir kutlamaya çevirmek için yanıtlamanızı bekleyen 101 soru bulacaksınız.

Bu soruları yanıtlayarak, ve yazılanları yaşama geçirerek, olabileceğiniz her şey olmak yolunda, yaşamın ustası olmak yolunda bir adım daha atabilirsiniz.

"ve en ilginç yanıtlar, soruları yok edenlerdir..."

 

"Cesur Sorular" bu hafta içinde kitapçılarda...

Haftanın Alıştırması

Eyleme Geçin!

Şöyle düşünün: Siz aslında birer saydam cam penceresiniz. Aslında, en temel, en saf halinizde, bir tarafınızdan bakıldığında, içiniz, hatta diğer taraf görülebilir. Ancak bir şekilde camın üzerine aslında ona ait olmayan bazı şeyler yapışmış, bir süre sonra cam tamamen kaplanmış, hatta görünmez olmuş. O kadar uzun süredir kaplı ki cam bu pisliklerle ve fazlalıkla, aslında altlarda bir yerde saydam temiz bir cam olduğu unutulmuş bile. Kendimizi bir bu pisliklerden ve fazlalıklardan oluşmuş olarak görmeye başlamışız. Birileri bazen bize "aslında her insanın içinde parlak, saydam bir cam var, bir tarafından bakılınca diğer taraf görülebilir" dediğinde, içimizde bir şeyler oynar gibi oluyor, ama diğer taraftan da "hadi canım sen de" diyoruz, bu kadar pislik ve kirin altında saydam bir cam nasıl bulunabilir ki! Hatta bazılarımız camın bir zamanlar bulunduğuna, ama zamanla pisliğe ve kire dönüştüğünü iddia ediyor. Bu arada cam, pislik ve kirin altında, temizlenip de ortaya çıkacağı günü beklemeye devam ediyor.

Ben gerçekteki durumun da bundan farklı olmadığına inanıyorum. (Hadi canım sende diyenler yukarıdaki paragrafı bir daha okusun!). Yukarıda paylaştığım Antoine de Saint-Exupery'nin sözünde belirttiği gibi üzerimize yapıştırdığımız fazlalıkları atarak mükemmelliğimize ulaşabiliriz, fazlalıklar ekleyerek değil. Thomas Leonard'ın yazdığı "Absence of..." (....'nın yokluğu) programı da bu ilke üzerine kurulu.

Yılbaşına da yaklaştığımız şu günlerde sizden kendinize önümüzdeki yıl o derinlerdeki saydam ve parlak sizi ortaya çıkarmak için yaşamınızdan çıkaracağınız üç şeyi seçmenizi istiyorum bu hafta. Bunlar tepkisellik, gereksiz hırs, kıskançlık, gecikme, tembellik, erteleme, sürtüşme, dağınıklık, yalnızlık, kontrol ihtiyacı, televizyon, alkol, sigara, vs. gibi yokluğunda yaşamınızı daha yaşanır ve keyifli hale getirecek üç şey olmalı. Ve daha sonra bu üç şeyi yaşamdan çıkarmak için nasıl bir strateji izlemeniz gerektiğini, kimlerden yardım alabileceğinizi, bunun sizin için ne anlama geleceğini, eğer yaşamınızdan çıkarmazsanız ödeyeceğiniz bedelleri yazmanızı rica ediyorum. Evet, yeni yıl geliyor, harekete geçme zamanı!


 

"Yaşam, yetenek ve lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşanmalı"

 

Bu, Dost Deniz'in ve MareFidelis Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Danışmanlık’ın  vizyonu. Dost önce Endüstri Mühendisi, sonra İşletme “Master”ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Kendi potansiyelinin sınırlarını araştırmak, başkalarına da bunu yapmaları için yardım etmek ve her alanda özgürleşmek. Bunları kendi yaşamının gerçeği haline getirmek ve vizyonunu gerçekleştirmek için kurumlara, profesyonellere, sanatçılara, yöneticilere, ve yaşamını bir kutlama haline getirmek isteyen bütün cesur insanlara yaşam koçluğu yapıyor. Bunu yaparken de Graduate School Of Coaching’den aldığı, yaşam, şirket ve liderlik koçluğu eğitiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.

 


Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.

 

Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com web sitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.

Bu hafta Cesur Sorular'dan bir alıntı sunmak istiyorum sizlere:

Ah! Biz ne kadar kötü davranıyoruz kendimize! Dünyada kendimizden kötü davrandığımız, ihtiyaçlarına kendimizden daha az önem verdiğimiz, kendisini kendimizden daha az dinlediğimiz biri var mı acaba? En egoist, en ben merkezci olanlarımızın bile, acaba gerçekten duygusal ihtiyaçlarını ve incinmişliklerini karşılayabilselerdi, başkalarına verecek daha çok şeyleri olmaz mıydı?

İçimizdeki ebeveyn, içimizdeki çocuğa o kadar kötü davranıyor ki... İşe yaramadığını bile bile, iterek, zorlayarak, aşağılayarak, yargılayarak, bastırarak, işkence yaparak, cezalandırarak kendi aklına göre olması gereken şeyleri yaptırmaya çalışıyor. Sizinle yaptığımız bu çalışmada, bu bahsettiğim yaklaşım ve eylemlerin yeri yok. Ancak bunları yaparken yakalarsak eğer, kendimize kötü davranmak da yok tabi ki! Danışanlarımın birinin “bak gördün mü, yine kendimi yargıladım, adam olmam ben” derken düştüğü tuzağa düşmeyin lütfen. Bu çalışmanın içinde kötü alışkanlık ve davranışlar, başarısızlıklar yok, sadece sonuçlar var. Bu çalışmanın içinde insan olmak var. İnsanlığımızın tadını çıkarmak, kendimize anlayış göstermek, kendimizin dışarı çıkması ve tam olarak olduğu gibi, belki korkak, belki küskün, ancak artık dinleyeceğimize emin bir biçimde bizimle ilişki kurması için güvenli bir alan yaratmak var. Bu çalışma içinde kendi kendimizin yaşam koçu olmak var.

Sizden kendinize, farkında olmasanız da, belki de en çok ihtiyacınız olan şeylerden birini vermenizi istiyorum. Kendinize şefkat göstermenizi istiyorum. Evet, bu kitapla, eğer siz isterseniz ve gerekli çalışmaları yaparsanız fiziksel yaşamınızda siz mutlu edecek değişimler yaratabilirsiniz. Benimle çalışan danışanlarımın çoğu, ciddi transformasyonlar yaratmayı başardılar. Ama bu sonuçlarla beraber, en az sonuçlar kadar önemli, ve o sonuçların hızla ortaya çıkmasında büyük pay sahibi olan bir başka şey daha yarattılar: Derin bir içsel şefkat. Kendinize şefkat dolu bir kabulle yaklaşmak, kendinizle sevecen bir ilişki kurmak, bu kendini tanıma sürecini daha etkin ve kolay kılacak.

Kendimize yapamadıklarımız ve değiştiremediklerimiz için kızmayı bırakıp da içinizdeki acıyan yerleri fark edebilsek, onları kabul edebilsek bir, işte o zaman gerçek anlamda değişimi yaratabiliriz. Arnold R. Beisser “değişim, insan olduğu şey haline geldiğinde gerçekleşir” diyor, “olmadığı şey olmaya çalıştığında değil”. Bu beraber yaptığımız çalışma da sizin olduğunuzdan farklı bir insan haline gelmenizi, başkalarının tanımladığı başarı ölçütlerini yakalamanızı sağlayacak bir takım hazır reçeteleri uygulamanızı amaçlamıyor. Bizim amacımız sizin içinizdeki size özgü değerleri bulup ortaya çıkarmak, sizi heyecanlandıran sonuçlara ulaşmanız için sizin güçlü yanlarınızın üzerinde yükselmek, bunu yaparken de sizin ihtiyaçlarınızı karşılamak, sizin yaralarınıza merhem olmak.

Bu yolda ilerlerken kendinize içinde rahat hareket edebileceğiniz bir alan sağlamazsanız eğer, eğer içinizdeki o eleştirel sesle ilgilenmez, onun daha yeni yeşermekte olan özgüven filizlerini acımasız yorum ve yargılarıyla ezmesine izin verirseniz, bu amaçlarınıza ulaşmanız zor olacak. Problem şu ki, bu sesi duymazdan gelmek de, onunla mücadele etmek veya onun dediklerini doğru kabul etmek kadar yararsız. Şunu zihninizde canlandırın: Sizin bana söylemek istediğiniz bir şey var. Hayattaki tek amacınız bu, bunu bana söylemeden rahat etmeyeceksiniz. Ben de kesinlikle söyleyeceğiniz şeyi duymak istemiyorum, görmezden geliyorum sizi. Devamlı peşimdesiniz, “Dost!... Dost!... Şşşt hey, Dost!”... Sizin peşinizde bütün bir gün, hafta, ay, ömür, böyle biri dolaşsa, nasıl bir sıkıntı ve bunaltı hissederdiniz içinizde? Her gün nereden geldiğini bilmeden içinizde taşıdığınıza benzer mi?

Durum bundan pek de farklı değil. İçinizdeki o acımasız sesi, sizin olduğunuz şeyden hiç memnun olmayan, ama her türlü değişim çabanızı da durdurmak için elinden geleni yapan o sesi fark etmenizi öneriyorum. Eğer onun söyleyeceği şeyi duyarsanız ve ona yanıt verirseniz, belki o zaman rahatlayabilirsiniz:

“Evet, ne diyorsun?”

“Başarısız olacaksın, ayrıca hiçbir işe yaramazsın. Gereksiz tehlikeye atılıyorsun.”

“Ben öyle düşünmüyorum, ama paylaştığın için teşekkür ederim.”

Bunu yapabilirsek, tek kendimize işkence yapmayı bırakabilirsek, ve içimizde acıyan o yerlere biraz olsun şefkat verebilirsek, işte o zaman mucizeler yaratmaya başlayabiliriz. Artık problemlerimize bakmaya cesaret edebiliriz, bu problemlere sahip olduğumuz için kendi kendimizi yiyip bitirmeden. Çünkü zaten öldürüp gömdüğünüzü sandığınız problemler, bereketli toprağı bulan bir tohum gibi kök salıyor, dallanıp budaklanıyor, ve tekrar, bu sefer daha büyük bir ağaç şeklinde karşınıza çıkıyorlar. Bu problemlerin ve yaralanmışlıkların üzerini açıp da ifade edilmelerine izin verdiğinizde, onlara içsel şefkatinizi verdiğinizde, işte o zaman bu kesiklerden dışarı sızan enerjinizi tam olarak sahipleneceksiniz. Ve unutmayın: Yaşamınızı istediğiniz şekle sokmak için bu enerjiye ihtiyacınız var.

 

 

Başa Dön