E-Dergiyi Bastırmak İçin Browserınızın “Print” seçeneğini kullanınız.

Bu e-derginin grafik şeklini http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi57.htm adresinden okuyabilirsiniz

 

       
 

 

Kişisel Bir Yaşam

İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi

Sayı 57 – 16 Eylül 2003

www.marefidelis.com           Arşivler         Abone ol           Aboneliğimi Sil          Bize Ulaşın


 

Haftanın Sözü:

"Bütün ızdırabın kökü insanın bir odada kendiyle yalnız başına oturamamasında yatar."

 

      -Blaise Pascal

   
 

Haftanın Yazısı:

Olamadığım ben...

Dost Can Deniz

Ah biz kişisel gelişim düşkünleri, biz kendilerini yüceltmeye çalışanlar, biz ilerleme meraklıları... Daha ne kadar sürecek bu çaba, daha ne kadar uğraşacağız? Ne zaman sona erecek değişim çabamızın sonuçları karşısında duyduğumuz hayal kırıklıkları? Ne zaman değişmeye çalışmayı bırakıp da değişeceğiz gerçekten? Ne zaman gelişmeye çalışmayı bırakıp da gelişeceğiz sonunda? Ne zaman?

Biz hep olmadığımız bir şeyleri olmanın peşinde savrulup duruyoruz hayatın yollarında. Biz daha girişken olmak istiyoruz, biz daha atak olmak istiyoruz, biz daha konuşkan, daha eğlenceli, daha organize, daha yaratıcı, daha IQ'lu, daha hazır cevap, daha doğru karar veren... O kadar çok şey istiyoruz ki biz!

Biz başkasını istiyoruz olduğumuzdan. Biz önümüze gelen her yeni değişim umuduna umutla sarılıyoruz. Biz biz uğraşmadan, acı çekmeden, zorluklara katlanmadan, yattığımız herden değişelim, gelişelim istiyoruz. Biz bir hafta sonu, olmadı bir hafta içinde yaşamımızı değiştirelim istiyoruz. Biz benliğimizi bulmak dediğimizde, içimizdeki potansiyele ulaşmak dediğimizde, başarıyı yakalamak dediğimizde, özgürleşmek dediğimizde aslında ne istiyoruz, pek de bilmiyoruz!

Küçüklüğümüzden beri annelerimiz, babalarımız, okullarımız, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız, işverenlerimiz bize nasıl olmamız gerektiğini, başarılı olmak için nasıl davranmamız gerektiğini, nasıl konuşmamız gerektiğini, nasıl düşünmemiz gerektiğini, nasıl hissetmemiz gerektiğini anlattılar. Ama biz, bir şekilde öyle hissetmiyor, düşünmüyor, konuşmuyor, davranmıyorduk. Galiba biz, bir gariptik!

Çünkü normal insanlar bizim gibi çekingen olmazdı. Çünkü normal insanlar bizim kadar çok konuşmazdı. Çünkü normal insanların kafası bizimkinden iyi basardı matematiğe. Çünkü normal insanlar gözlerinin önündeki şeyi görürlerdi. Çünkü normal insanlar korku, öfke, üzüntü hissetmezdi.

Ve biz o günden beri hep olmadığımız bir şeyleri olmaya çalışıyoruz. Danışanlarım arasında daha dışadönük olmadığı için acı çeken o kadar içedönük özellikli insan var ki, nasıl bir yeteneğe sahip olduklarını bilmeden. Danışanlarım arasında o kadar yalnızlığa alışmaya çalışan dışadönük insan var ki, bu yetenekleriyle nasıl baş edeceklerini bilemeyen!

Kişilik tipleriyle ilk ilgilenen kişi olmamasına rağmen dışadönük - içedönük kavramlarını C.G. Jung günlük dilimize sokmuştur. İçedönüklüğün neredeyse bir hakaret gibi kullanılacağını bilse herhalde iki kere düşünürdü! Bu tanımlarla beraber Jung'un Düşünsel - Duygusal - Sezgisel - Duyumsal tipoloji haritaları, bugün bile Myer-Briggs gibi en çok kullanılan kişilik analizi testlerinin temelini oluşturuyor. Tabi ki hiç bir model bireyi tam olarak yansıtamaz, ve menü, yemeğin kendisi değildir, ancak bu model, acımızın kaynaklarına bir ışık, kendimiz olma yolculuğunda bize bir umut olabilir.

Batı toplumunun bireyselliğe vurduğu en büyük darbelerden biri, bütün sosyal yaşamı belki de dışadönük düşünürler için tasarlaması. Düşünsenize, doğduğumuz günden beri bize girişken olmamız, herkesle konuşmamız, sosyal olmamız öğretiliyor. Ve de deniyor ki "akıllı ol, mantıklı davran, rasyonel düşün!". Ama bu yukarıdaki basit modele göre bile mümkün olan 8 kişilik tipinden yalnızca bir tanesi! Ne yani, diğer 7 tipoloji, genetik birer hata mı! İçedönük düşünsel ben ve içedönük sezgisel kardeşim birer anomali miyiz!

En büyük acı, insanın içinden olduğu şeyin yeterli olmadığı, geçerli olmadığı, bu davranış ve algılama biçimiyle toplum içinde iyi bir konum elde etmesinin mümkün olmadığı, iyi bir eş, iyi arkadaşlıklar, iyi bir çevre oluşturamayacağı korkusunun hem de onu en sevenler tarafından bilinçaltına yavaş yavaş işlenmesi... Hele ailenizin bütün bireyleri ile farklı bir tip ile doğmuşsanız...

Hey! Bu yazının içinde bir şeyler uyandırdığı sizlere sesleniyorum! Olduğunuzdan başka bir şey olmayı çalışmayı bırakın artık! Hayır her toplulukta en konuşkan kişi siz olmazsanız dünya başınıza yıkılmayacak! Hayır, ara sıra yalnız kalmaya ihtiyaç duymak hiç de garipsenecek bir davranış değil! Hayır, dinlenmek için kalabalık, hatta gürültülü ortamları seçmeniz sizin acayip olduğunu göstermez. Artık içsel ihtiyaçlarınızı fark edin. Çünkü bunları sizin kişiliğinizin temellerini oluşturuyorlar! Ve bu kişiliğinizin gereklerini yerine getirmeye başlayın. Ancak olduğunuz kimseyi tam olursanız o zaman yaşamınızda bir şeyler değişmeye başlayacak. Başkalarının olmanız gerektiğini söylediği şeyi olmaya çalışmaya bırakın, ve olduğunuz şeyi en iyi şekilde, en işinize yarayacak şekilde, en büyük mucizeleri yaratacak şekilde olun. Bu dünyada boşuna bulunduğunuzu düşünmüyorsunuz değil mi?


Seminer

Cesaretle İlerlemek

25-26 Ekim

 

Cesaretle İlerlemek adlı atölye çalışmamız devam ediyor. Ekim ayı içinde seminerimizin dördüncüsünü yine Bir Kültür ve Sanat Merkezi işbirliği gerçekleştiriyoruz. Her seminer ayrı bir deneyim, ayrı bir macera, ayrı bir keyif.

Bu uygulamalı çalışmada, yaşamınızda ulaşmak istedikleriniz, hayalleriniz ve en yüksek potansiyeliniz ile aranızda duran ve harekete geçmenize engel olan korku ve endişelerinizle nasıl baş edebileceğinizi araştıracaksınız. Ve bu korkulara rağmen istediğiniz yaşamı yaratmak için etkin teknikler öğreneceksiniz. Bu seminerle ilgili daha detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Katılımcıların "bana yeni bir dünya açtı" diye yorumladığı, "duygusal ve ruhsal bütünlüğe yönelik kendimle ilgili yansımalar" bulduğu seminerimize kayıt yaptırmak için 0(212) 291 2871 nolu telefondan Banu Gürün'ü arayınız. Grup dinamiği açısından katılım sayısı sınırlıdır.

 

Daha önceki katılımcılar neler dedi?

Nil Karamehmet (Yönetici)

Bir kaç seminere katıldım. Katıldıklarım içinde en iyilerinden bir tanesi idi. Duygu ve ayıramadığım adlandıramadığım düşüncelerimi, içi yapımı tanımamda çok yol katetmemi sağladı.

Zafer Çiçek (Sanayici, Kimya Mühendisi)

Gayet memnun ayrılıyorum. Ortam çok pozitifti. Yaşam kaliteme +1 puan daha kattığıma inanıyorum. Kendimi geliştirme yönündeki çalışmalara biraz daha ışık tutulduğunu hissettim.

Güler Pınarbaşı (Üçüncü Göz Yayın Yön. - Sahibi)

Birçok seminere katıldım. Küçük büyük. Bu da en güzellerinden biriydi. Cesaret konusunda unuttuklarımı hatırladım. Eyleme geçmem için engel sebepler ortadan kalktı. Teşekkürler!

İpek Gülder Tüzün (Doktor)

Korku hakkında düşünmekten korkmaktan vazgeçiyorum. Bana ilerlemem için yol gösterici. Beklentilerimden daha fazlasını aldım. Karar vermek ve akıllıca risk almakla ilgili bölümleri hayatımın her alanına başarıyla uygulayabilirim.

Aylin Ceyda Ataman (Nar Sağlıklı Yaşam Merkezi)

Çok güzel bir yer ve de çok verimli bir çalışmaydı. Devamının gelmesini dilerim. Bugünkü çalışma yeni bir başlangıç...

Nedret Kuşçulu (Doktor)

Bilgi, enerji, ve huzur. Bilgiler doğrultusunda takip edebileceğim yolun tanımı. Evet, her türlü beklentim karşılandı.

 

Seminerlerle ilgili daha detaylı bilgi ve kayıt yaptırmak için 0(212) 291 2871 nolu telefondan veya bir@birsanat.com adresinden Banu Gürün ile irtibata geçiniz.

 

Haftanın Alıştırması

Eyleme Geçin!

Hemen hemen hepimiz olmadığımız bir şeyi olmaya çalışıyoruz, bunun içimizde ve psikolojimizde yarattığı yıkıntının farkına varmadan. Hangi içedönük insan diğerleriyle kolayca arkadaşlık kuran ve her girdiği topluluğun en aranan eğlencesi olan o dışadönük arkadaşını kıskanmaz ki! Hangi dışadönük, çevresindeki bir sürü insanın arasında bir tane samimi, içten ve derinlikli dostluğun olmadığından yakınmaz ki zaman zaman?

Arnold R. Beisser tarafından kavramlaştırılan "Değşimin Paradoksal Teorisi" diyor ki: "Değişim insan olduğu şey haline geldiğinde gerçekleşir, olmadığı şeyi olmaya çalıştığında değil".

Bu haftaki çalışmada kendinizi değerlendirmenizi, ve bu gruba dahil olmanın getirdiği gruba dahil olmanın getirdiği gereksinimleri karşılayıp karşılamadığınızı sorgulamanızı rica ediyorum. Aşağıda her tipoloji için kısa tanımlar veriyorum, ancak internette bir arama yaparsanız, bir çok bedava kişilik testi sitesi de bulabilirsiniz.

Eugene Pascal'a göre bilinçli zihin iki şekilde işler: Algılayarak ve değerlendirerek. Gerçeği beş duyumuzu içeren duyumsama fonksiyonumuzla algılayabiliriz, veya altıncı duyumuzla, yani sezgi fonksiyonumuzla algılayabiliriz.

Algıladığımızı düşünme fonksiyonumuzla değerlendirebiliriz. Düşünme ile bir insanın gerçek karakterini belirlemek veya bir olay veya nesnenin gerçek tabiatını anlamak ve nasıl çalıştıklarını bilmek için mantık ve zihinsel analizi kullanırız.

Aynı zamanda insanlarla ve olaylarla ilgili deneyimlerimizi duygu fonksiyonumuzla da değerlendirebiliriz.

Maalesef, bu dört fonksiyondan çoğu zaman sadece birisi iyi gelişmiştir, ve kişilik tipleri arasındaki farkı da bu yaratır.

Diğer bir boyut içedönüklük ve dışadönüklük. Bu aslında çok basit bir biçimde insanın psikolojik enerjisini nasıl sağladığının ve enerjisinin ne yöne aktığının ölçütü.

Bütün bu tiplemelerden, içedönük duyumsayan, dışadönük sezgisel, içedönük düşünen, dışadönük düşünen,... hiç birinin diğerlerine göre bir üstünlüğü yok... Sadece bilinç fonksiyonlarımızdan hangilerinin daha gelişmiş olduğunu ve zihinsel enerjimizin hangi yönde aktığını belirtiyorlar. Size düşen, tiplemenizi bularak, bu tiplemenin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayıp, güçlü yanlarını en iyi şekilde kullanıma sokmak. Ve bunu yaptığınızda ancak diğer tiplemelerin de sizde geliştiğini göreceksiniz!


  Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.
 

Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.

 

Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.