E-Dergiyi Bastırmak İçin Browserınızın “Print” seçeneğini kullanınız.

Bu e-derginin grafik şeklini http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi52.htm adresinden okuyabilirsiniz

 

       
 

 

Kişisel Bir Yaşam

İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi

Sayı 52 – 5 Ağustos 2003

www.marefidelis.com           Arşivler         Abone ol           Aboneliğimi Sil          Bize Ulaşın


 

Haftanın Sözü:

 

"Eğer eğitiminiz kalbinizi açmayı başaramadıysa, zihniniz için ne kadar çok şey yapmış olursa olsun, başarısız olmuştur."

 

      -J.A. Rosenkranz

 

MareFidelis'ten...

uYeni websitemiz yayında!

Artık hem www.marefidelis.com adresinden hem de www.yasamkocu.com adresinden ulaşabileceğiniz sitemizde, yaşam kalitesi testi gibi sevdiğiniz herşey yerli yerinde duruyor, ancak bir çok yenilik var doğal olarak.

Artık Bireysel Koçluk, Yönetici Koçluğu, Kurumsal Koçluk ve Seminer/Grup Çalışmaları olarak dört ana madde altında topladığımız hizmetlerimiz hakkında daha detaylı bilgi edinebilirsiniz. Ayrıca daha dinamik bir içerikle karşılaşacaksınız. Amacımız bir portal oluşturmak olmasa da  (bu ayrı bir proje!), müşterimiz olsun olmasın bütün okurlarımıza işlerine yarayacak yaşam bilgisi sunmak.

Websitemizin son haline gelmesine yorum ve eleştirileriyle katkıda bulunan Ar-Ge takımımdaki dostlarıma da binlerce teşekkür!


 

Haftanın Yazısı:

Dilinize mikrop bulaşmış...

Dost Can Deniz

Bu e-dergi içinde her türlü ilişkileden o kadar çok bahsettik ki! Aslına bakarsanız başka hiçbir şeyden de bahsetmedik! Kendimizle, vücudumuzla, düşüncelerimizle, duygularımızla, sevdiklerimizle, sevmediklerimizle, işimizle, zamanımızla, geçmişimizle, geleceğimizle olan ilişkilerimizden bahsettik. Dedik ki insanlar, karşılaştıkları herşeyle ilişkiye geçer. Bu konuda seçim hakkımız yoktur. Bu dünyada karşımıza çıkan her olguyla, onu göz ardı edebilmek için bile ilişkiye geçmek zorundayız. Bu ilişki kurabilme kapasitemiz bizim oluş halimizin temel öğelerinden biridir. Bütün bu ilişkileri kurabilmemiz için bir tane önemli araca ihtiyacımız olduğundan bahsettik: Dil.

James Flaherty’nin de belirttiği gibi, hepimiz, insan toplumunun birer üyesi olarak daha iki yaşına ulaşmadan dil topluluğunun da birer üyesi haline geliriz. Herhangi bir şeyi diğer herşeyden ayırd edecek dile sahibizdir. Bunu daha konuşmaya başlamadan yapabiliriz. Karşılaştığımız her olguya ve her deneyim için daha mensubu olduğumuz dili öğrenmeden bile birer kavram üretiriz. Hangimizin bebekken suya veya bir oyuncağımıza veya dayımıza verdiğimiz komik bir ismimiz yoktu ki! İnsanoğlu karşılaştığı kavramlarla ilişki kurabilmek için önce bir dil üretmek zorunda her zaman. İsim verdiğimiz, yani dil ürettiğimiz kavramlar bizim için tanınır, dolayısıyla güvenilir oluyor. Bilindik bir tehlikeyi, adlandırmadığımız bir belirsizlik duygusuna tercih ederiz çoğu zaman.

Deneyimlediğimiz gerçek ve olgulara yakıştırdığımız, ürettiğimiz kavramlar değil ama aslında bize sorun yaratan. Çünkü, bazen kendi ürettiğimiz, düşünüşümüzün meyvesi olan bazı kavramlara da gerçek üretiyoruz, ve insanoğlunun problemi burada başlıyor. Çocuk doğduğunda aklında çoğu olgu ve kavram yoktur. Çocuk önce anneyi bilir, onu da bir olgu olarak bilir, daha kavramsal “anne” yoktur ortada. Sonra açlığı bilir, yalnız kalma korkusunu bilir, kakayı bilir, doymayı bilir, sevgiyi bilir. Daha sonra yaşamının parçası olan bütün bu olguların adını öğrenmeye, dil toplumunun bir üyesi olmaya başlar.

Ama bazı kavramların içini duygularla doldurması gerekecektir çocuğun. Çocuk acıyı ve zevki bilir, ama iyi ve kötüyü öğrenecektir. Çocuk ekmeğe elinin tersiyle vurduğunda yere düşeceğini deneyimle öğrenecektir, ama bunun günah olduğu deneyimle öğrenebileceği bir şey değildir. Günah kavramını öğrenmesi için bu kavramın öncelikle zihninde yaratılması gerekecektir. Burada normal süreç tersine dönmüş, çocuğun deneyimiyle bileceği, eliyle gösterip de isim takabileceği bir olgu veya nesne değil, önce ismini öğrenip, sonra içini doldurması gereken bir kavram ortaya çıkmıştır.

Ve çoğu zaman bizim başımıza iş açan bu sonradan öğrenilmiş ve deneyimlerimizle içimi dolduramadığımız kavramlar. Örneğin sevgi hepimizin deneyimsel olarak bildiği bir gerçekken “gerçek sevginin" insanın kendisini, hayallerini, benliğini bir başkası için feda etmesi demek olması böyle bir kavram. Böyle içi sonradan doldurulan bir kavrama gerçeklik kazandırmaya çalışırken yaşanan acı ve ızdırap, insanın asıl deneyimsel sevgi duygusundan da kopmasına yol açabilir.

Bu tip sonradan olma ve şişirme kavramlar, gerçek ve temel duygularımızın da üstünü örterek onları ifade edemememize, onların yerine ikame duyguların peşinde koşmamıza yol açıyor. Bunun bir başka yüzü de deneyimsel olarak bildiğimiz gerçek ve temel ihtiyaçlarımızı bir yana bırakıp, bize başkalarının, reklamların, diğer toplum üyelerinin veya kurumların dikte ettirdiği ihtiyaçların peşinde koşmamız. Bütün her şeye sahip olup, mümkün olan en iyi yaşam standardına sahip olan bazı insanların yaşamlarında kalite bulamamalarının bir nedeni de bu olsa gerek.

Şimdi gelin duruma farklı bir biçimde bakalım: Omuzlarınızın üstünde gerçekten bu mesajı ekranından okuduğunuz bilgisayardan çok daha kapasiteli ve güçlü bir bilgisayar var. Bu bilgisayarı en verimli şekliyle kullanmak için bir sürü program var ortada, devamlı software yüklüyoruz açıkçası. Tuvalet eğitiminiz, çatal bıçak kullanmayı öğrenmek, yürümek, konuşmak, bitirdiğiniz okul, gittiğiniz seminerler, okuduğunuz kitaplar, şu anda okuduğunuz bu yazıdan düşünce sisteminize kabul edeceğiniz fikirler... Hepsi birer yazılım aslında.

Bilgisayarınızda virüs koruma programı ve firewall yazılımı var mı? Maalesef zihninizde yok! Şimdi beni iyi duyun: Bilgisayarınıza virüs bulaşmış!!! Bu içi boş, deneyimle desteklenmeyen kavramların bir çoğu, dil yoluyla zihinlerimize bulaştırılan virüsler gibi. Bazılarımız için bu virüsler bilgisayarımızı ciddi biçimde yavaşlatırken bazılarımız için sistemi tamamen kilitleyip durma noktasına getirebiliyor. Bazılarımız girdiği döngüden hiçbir şekilde çıkamıyor, hep aynı virüs programını çalıştırp duruyor, hep benzer ilişkiler, benzer iş problemleri içinde dönüp duruyor.

Bütün virüsler gibi bu zihin virüslerinin de en önemli özelliği kendilerini çoğaltmaları ve iletişim yoluyla yaymaları... Tabi ki biz de bu virüsleri çocuklarımıza, öğrencilerimize, arkadaşlarımıza, bizi izleyenlere, çalışanlarımıza yayıyoruz elden geldiğince hızlı. Ve dil, bu virüsün yayılması için en doğal ortamı sağlıyor çoğu zaman.

Bu virüslerin varlığında ve sizin işlem kapasitenizden yediğine inanmıyorsanız bir daha herhangi bir problem yaşadığınızda durun ve kendinize sorun: "Neden ben böyle bir problem yaşıyorum? Neden tepkisel davranıyorum? Neden aklımı kontrol edemediğim bir şeye bu kadar takmış durumdayım? Peşinde koştuğum şey aslında benim temel ihtiyaçlarımdan biri mi? Bu, elimde gösterebildiğim, hissimle bildiğim, gerçeklerle desteklenen bir durum mu, varsayımlarla mı hareket ediyorum?..." Bu ve benzeri soruları sorduğunuzda geri planda işleyen ve kendisini uzunca süredir saklayarak gücünüzden yiyen virüsün sesini belli belirsiz duyabilirsiniz belki de! Duyduktan sonra tek yapılacak ise iyi bir virüs temizleme programı bulmak! ;) Buyrun Haftanın Alıştırması"na!

 

Haftanın Alıştırması

Eyleme Geçin!

Zihnin virüsü kavramı, bir çok yazarı ve felsefecinin zihnini meşgul etmiş bir düşünce. Don Miguel Ruiz, ünlü Dört Anlaşma kitabında (The Four Agreements: A Practical Guide to Personal Freedom) bütün yanlış inanışlarımıza ve toplum tarafından aklımıza yerleştirilen "anlaşmaları" virüs olarak adlandırıyor. Dil olgusunu tamamen bir virüs olarak adlandıran düşünce akımları var.

Bir başka akım ise "Memler". İngilizce "Genes" kelimesinden türetilen "memes" kelimesi Oxford'lu biyolog Richard Dawkins tarafindan yaklaşık 30 yıl önce "The Selfish Gene" adlı kitabında ortaya atıldı. Psikolog Henry Plotkin "aynı genler gibi, memler de kültürel mirasın temel birimidir. Bilginin içsel temsilleridir" diyor. Memler, insan davranışının gizli kodu bir yerde. Aynı genler gibi yayılarak, çoğalarak, taklit edilerek ve evrim ve dönüşüme uğrayarak düşünce ve inanç sistemlerinin yayılmasını sağlıyorlar. Bu konuda daha fazla bilgiyi edinmek için Richard Brodie'nin Virus of the Mind: The New Science of the Meme adlı kitabını tavsiye ederim.

Bu memlerin bazıları gerçekten sizi ileri götüren bilgi, inanç ve düşünce parçacıkları. Bazıları da yazımızda bahsettiğimiz gibi tamamen virütik birer program oluşturabiliyor. Bu uzun girişten sonra, bu haftaki alıştırmamız, zihnimizdeki bizi bu olumsuz etkileyen, kapasitemizden yiyen ve bazen tamamen bloke eden virüsleri, yani yanlış inanışları dayanaksız varsayımları, işimize yaramayan anlaşmaları teker teker ortaya çıkarmak. Bu çok kolay olan bir çaba değil ama inanın buna değer.

Elinize, her zaman olduğu gibi kağıt ve kaleminizi alın. Kağıdı dört eşit sütuna ayırın.

  • Öncelikle son zamanlarda başınıza gelen, sizi rahatsız eden, üzen, korkutan veya içinde çıkamadığınız beş adet olayı alt alta yazın.

  • Onların altına, olmasını çok istediğiniz ancak çok umutlu olmadığınız beş şeyi yazın.

  • Onların da altına sizi rahatsız eden, direndiğiniz, kırgın olduğunuz beş kişinin adını yazın.

  • Şimdi her maddenin yanına, bu olay, durum veya kişi hakkında böyle hissetmenizin nedenlerini kısaca yazın. Örneğin kırgın olduğunuz kişi diyelim ki bir arkadaşınız. Nedeni de "devamlı kendi dertlerini anlatıyor ve yardım istiyor, ama ben istediğimde ortada yok" olabilir.

  • Bir yan sütuna, bu durumun sizi nasıl etkilediğini, ve bu etkinin oluşmasına neden izin verdiğinizi yazın. Deminki örnekten devam edersek, "kullanılmış, paspas gibi hissetmek - İyi arkadaş gözükmeme ve yalnız kalma korkusu" gibi.

  • En son sütuna bütün bu duruma yol açabilecek yalnış inanış, düşünce veya anlaşmanın ne olabileceğini belirtin. Örneğimizde bu "iyi arkadaşlar her zaman ve her koşulda arkadaşlarının yanında olur" veya "iyilik karşılıksız olmalı", hatta "ben ancak diğerleri için bir şey yaparsak sevilmeye layığım" bile olabilir. İşte zihninizdeki en acımasız virüsler bunlar. Bu aşama ne kadar acı verici olabilse de virüsleri temizlemek için önce onları bulmamız lazım.

  • Son olarak yapmamız gereken bu virüsleri temizlemek ve yerlerine işe yarar düşünceleri programlari memler koymak. Bunun için bir çok iyi yöntem ve program var. Yaşam Koçluğu da bunlardan biri.


Faydalı Linkler

u Öğrenci Koçluğu: Bir öğrencinin başarılı olmak için çoğu zaman özel ders almaktan daha fazlasına ihtiyacı olabilir. Türkiye'nin ilk  öğrenci koçlarından olan Aylin Kafalı, öğrencilerin kıyasıya rekabetin hüküm sürdüğü öğrenim yaşamında kendilerini kaybetmeden, sistematik bir biçimde gerçek başarıya ulaşmalarına yardımcı oluyor. Kendisi ve hizmetleri hakkında detaylı bilgiyi buradan edinebilirsiniz.

 


  Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.
 

Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.

 

Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.