İnternette okumak için http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi47.htm adresini ziyaret ediniz.
Derginizi bastırabilmek için buraya tıklayınız.
|
Kişisel Bir Yaşam #47 İnsan, Yaşam ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi 24 Haziran 2003 |
||||||||
![]() |
||||||||
| marefidelis.com arşivler abone ol aboneliğimi sil yaşam koçluğu bize ulaşın | ||||||||
|
© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir.
KAMPANYA! Hedefimizi gerçekleştirmemize ve kimsesiz çocuklara yardımcı olun! Kişisel Bir Yaşam e-dergimizle mümkün olduğunca çok insana ulaşırken kimsesiz çocuklara da destek olmak istiyoruz. Bu amaçla 26 Mart 2003'ten 31 Aralık 2003 tarihine kadar dergimize katılan her yeni abone için Çocuk Esirgeme Kurumuna 250,000 TL bağış yapacağız. Yani, örneğin 10,000 yeni abonemiz olursa, toplam 2.5 milyar TL bağış yapmış olacağız. Bu e-dergiyi arkadaşlarınıza ve mensubu olduğunuz e-gruplara göndererek bize ve çocuklara destek olur musunuz?
Bu sayıyı size bir
arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız? |
||||||||
| Haftanın Yazısı: | ||||||||
![]() |
Dört boyutlu kap... Dost Can Deniz |
Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce Endüstri Mühendisi, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.
Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.
© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. |
||||||
|
Bir şirketle olsun, yöneticiyle olsun, veya
yaratıcıyla olsun, herhangi bir koçluk çalışmamda yaklaşımımı ve bütün
süreci bazı kavramlar, düşünce setleri ve paradigmalara dayandırırım.
Bunlar temelde yatan gerçeklerdir. Bunlar bütün koçluk ilişkisinin içinde
varolduğu kabı oluştururlar. Bu kavramlar sınırları çizerler, ve hiç de
rastlantısal olmayan bir biçimde, anlamlı bir yaşam sürmenin de
temellerini oluştururlar. Bu temel paradigmalardan bence en önemli dört
tanesinin altını çizmek istiyorum bu yazımda. Sonuçta herşey insana dayanır. Fark edin ki konuştuğumuz her şey, ister bir ürün olsun, bir pazarlama planı, yönetim, planlama, strateji oluşturma, liderlik, markalaşma, ne olursa olsun, tek bir şey hakkında: İnsan. Herhangi bir organizasyon, bu ister bir aile olsun, ister bir şirket, ister bir ülke, onu oluşturan insanların özgün yaratımıdır. Bu noktayı gözden kaçıran liderler, yöneticiler, şirket sahipleri, yaratıcılar, sanatçılar, pazarlama uzmanları, ve evet, koçlar, kendi "ağırlıkları" altında ezilerek yok olmaya mahkumdur. Peki, nedir bu insan? Daha önceki bir yazımda, eğer insandan ilişki içinde olabildiği herşeyi - yani kendisi dışında görüp de adlandırabildiği herşeyi, örneğin vücudunu, düşüncelerini, duygularını - alırsak, geriye ne kalır insan olarak diye sormuştum. Geriye kalan tek şey, insanın ilişki kurabilme kapasitesidir, ki Medard Boss'a göre bu varoluşun tek temeli ve olasılığıdır. Ve biz bunu farkettiğimizde, yaşamımız değişir, ve anlam kazanır. Çünkü fark ederiz ki varolmamızın nedeni ben değil, sendir. Yapılar, güçlü temellerin üzerine kurulduğu zaman en sağlam ve yükselmeye elverişlidir. Günümüz sistemlerinin ve eğitim sistemimizin en zayıf yanı, zayıflıkların üzerine kurulmuş olması. Şirketlerin eğitim programları hazırlarken genellikle "eğitim fırsatları" belirlenir ve bu alanlara ağırlık verilir. Bu "fırstlar", şirketin geliştirebileceği ve ustalık seviyesine getirebileceği güçlü yanlar değildir malesef. Bu, şirketin en zayıf alanlarıdır, ve bu zayıflıklara bir sürü zaman, para ve çaba harcanır. Bu konuda yazdığım bir yazıda, Gallup'un 1.7 milyon çalışan üzerinde yaptığı araştırmaya göre, ancak yüzde yirmilik bir kısmın işlerinde her gün en iyi yaptıkları şeyleri yapma fırsatı bulduklarını paylaşmıştım. Bu rakam, belki de dünyanın neden bu kadar çok mutsuz, doyumsuz ve vasat insanla dolu olduğunun nedenlerinden biri. Güçlü şirketler, güçlü yaşamlar, güçlü yanlarımıza, en iyi yaptığımız şeylerin ifade edilmesine dayanır. Yaşamı vizyonumda belirttiğim gibi yeteneklerin bir kutlaması haline getirecek olan şey, en güçlü yanlarımızı ortaya çıkarıp onları ustalık mertebesinde ifade etmeye dayanır. Uygulama, davranışsal değişim ve eylem olmadan, strateji, planlama ve düşünce, hiç bir şeydir. Evet, bunu dedim. Düşünce hiç bir şeydir dedim. Hem de mühendislik eğitimi almış biri olarak dedim bunu. Ama bir düşünün: Kaç kitap okudunuz, ve sorunlarınızın çözümünü bulduğunuzu düşündünüz? Çalıştığınız şirkette uygulanmaya çalışılan kaç "modern yönetim modeli"nin sonu hüsran oldu? Kaç kere o mükemmel stratejinin, o harika, ince düşünülmüş planının, o harika fikrin yerle bir olduğunu gördünüz veya duydunuz? Neden "bizim ülkemizde bunlar işlemez" deniyor, bir çok ilginç yöntem için? İster kişisel olsun, ister organizasyonel olsun stratejilerimiz işlemediğinde tekrar aynı hataya döneriz ve düşünmeye başlarız, nerede hata yaptık diye. Daha mükemmel bir strateji, daha ince planlama, daha harika fikirler... Şunu anlayalım artık, lütfen. Düşünce, sandığımız gibi problemlerin çözüldüğü, gerçekliğin yaratıldığı yer değil. Ve yukarıda gösterdiğimiz gibi, düşünce varlığın temeli hiç değil. Hatta bazen düşünce, varolmamızı engelleyen şey. Çünkü gerçekleri görmemizi engelliyor. Çünkü nerede hata yaptığımızı gözlerden saklıyor: Uygulamada! En mükemmel strateji bile o stratejiyi gerçekleştirecek davranışsal değişikliklerle desteklenmediği sürece gerçekten hiç bir şeydir. Çünkü değişikliği yaratcak olan o süper fikir ve plan değil, onun nasıl uygulandığı ve gerçekleştiğidir, ve bunu düşünerek değil, eyleme geçerek, davranışlarınızı değiştirerek, stratejiyi uygulayarak yapabilirsiniz. Bilge Şeker'in dediği gibi yaşam düşünce değil, söz ve davranıştır. En önemli şey, gerçekliktir. Ne yaparsanız yapın, hangi noktada olursanız olun, en iyi strateji, her zaman gerçeğin peşinde olmak ve bulunduğunda onun tadını çıkarmaktır, ne kadar acı olsa bile. Değişim ve gelişim ancak farkındalıkla, yani gerçeklerin su yüzüne çıkması ile oluşabilir. Bizi ileri götürecek tek şey, kendimiz, sonuçlarımız, ilişkilerimiz, isteklerimiz, ihtiyaçlarımız, zayıflıklarımız ve güçlülüklerimiz hakkında, işimiz ve şirketimiz hakkında, yaşam hakkındaki gerçekleri aramak, bulmak, görmek ve konuşmaktır. Gerçek olandır. Gerçek yoruma gerek bırakmayandır. Gerçek, bizi anlamlı eylemler almaya ve çözüm üretmeye götürür. Gerçek bize işe yarayacak düşünceleri uygulamak ve işe yaramayacakları çöpe atmak için seçenek verir. Bize nerede hata yaptığımızı, nerede esnek olmamız, nerede daha çok bastırmamız gerektiğini söyler. Eski kitapların dediği gibi, "Sizi özgür kılacak şey, gerçektir." Yukarıda ancak özetleyebildiğim bu dört paradigma, her koçluk çalışmamın en derin temellerini oluşturuyor. Çalışmaların kendisinin ve amacının ve varoluş nedeninin insanla alakalı olduğunu bilerek ve buna saygı duyarak, ve ne yaparsak yapalım, güçlü yönleri ustalıkla kullanmayı amaçlayarak, uygulama ve davranışsal değişikliği her zaman çalışmanın odağında tutarak, ve fanatik bir biçimde arayıp bulduğumuz gerçeklerin üstüne basarak ulaşmaya çalışıyoruz bu e-derginin en altını süsleyen vizyonumuza, yaşamı, lütuf ve yeteneklerimizin bir kutlaması olarak yaşamaya.
|
||||||||
|
"Yaşam, yetenek ve lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşanmalı" |
||||||||