İnternette okumak için http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi44.htm adresini ziyaret ediniz.

Derginizi bastırabilmek için  buraya tıklayınız.

 Kişisel Bir Yaşam #44             İnsan, Yaşam ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi           3 Haziran 2003

 
 marefidelis.com         arşivler     abone ol    aboneliğimi sil     yaşam koçluğu     bize ulaşın

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir.

 

KAMPANYA! Hedefimizi gerçekleştirmemize ve kimsesiz çocuklara yardımcı olun!

Kişisel Bir Yaşam e-dergimizle mümkün olduğunca çok insana ulaşırken kimsesiz çocuklara da destek olmak istiyoruz. Bu amaçla 26 Mart 2003'ten 31 Aralık 2003 tarihine kadar dergimize katılan her yeni abone için Çocuk Esirgeme Kurumuna 250,000 TL bağış yapacağız. Yani, örneğin 10,000 yeni abonemiz olursa, toplam 2.5 milyar TL bağış yapmış olacağız. Bu e-dergiyi arkadaşlarınıza ve mensubu olduğunuz e-gruplara göndererek bize ve çocuklara destek olur musunuz?

 

Bu sayıyı size bir arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız?
Derginizin her salı size teslim edilmesini garantiye almak ve kimsesiz çocuklara destek olmak için buraya tıklayarak websitemizden abone olunuz.

 

Haftanın Yazısı:

Yaşama Katlanmak...

Dost Can Deniz

Haftanın Sözü:

"Yenilgi sıklıkla geçici bir durumdur. Onu kalıcı kılan vazgeçmektir."

    -Marilyn vos Savant


SEMİNER

 

ODAKLANMA (Focusing)

"Vücudumuzun Bilgeliği İle Tanışma"

 

Dr. Atsmaout PERLSTEIN, Ph.D.

Klinik Psikolog

International Focusing Institute, NY, USA

Israil Koordinatörü

27-28-29  Haziran  2003


MareFidelis Yaşam Koçluğu ve Danışmanlık, Bir Kültür Sanat Merkezi  işbirliği  Odaklanma/Focusing eğitimini Türkiye’ye getiriyor.

Kaç kere “Ben böyle olacağını biliyordum, içimdeki sesi dinlemeliydim” dediniz?  Mantıksal zihninizin söylediklerini dinlediniz, ama aslında “içinizdeki bir şey” doğrusunu biliyordu!

Çoğumuz bu tanıması ve tanımlaması zor, subtil, belirsiz, gizemli hislerimize bırakın anlam vermeyi, kulak vermekte zorluk çekeriz. Çoğu zaman onları irrasyonel ve aptalca diyerek dikkate almayız. Fakat bu belirsiz duyguları nasıl davet edebileceğinizi ve onların içindeki bilgelik ve gerçeğin yaşamınızı aydınlatmasına ve yol göstermesine yardımcı olacak şekilde nasıl dinleyeceğinizi öğrendiğinizi hayal edin.

Chicago Üniversitesi profesörlerinden Dr. Eugene T. Gendlin tarafından geliştirilmiş  Odaklanma, yaşamınızda ortaya çıkan durumlara bütün benliğinizin bilgeliğiyle yanıt vermenize izin veren vücuda dayalı, içe karşı saygılı bir öz farkındalık  metodudur.  Bütün öğrenme deneyimi teori, görsel sunum, deneyimsel alıştırmalar ve uygulamayı içerir. Odaklanma problemli etkileşimleri yaratıcı etkileşimlere dönüştürür.

ODAKLANMA: Vücudumuzun Bilgeliği ile Tanışma, odaklanmanın ve dinlemenin adımları ve becerileri ile, derinlemesine uygulamalar yoluyla özel  ve profesyonel  yaşamınızda nasıl uygulayabileceğinizi öğreneceğiniz iki buçuk günlük bir seminerdir. Dr. Gendlin’in araştırmaları,  bir teknikten öte bir yaşam felsefesi olarak  kabul gören bu yöntemin kalıcı ve etkin değişim üzerinde esaslı bir etkisi olduğunu göstermiştir. Focusing danışmanlık, psikoterapi, iş idaresi, sağlık hizmetleri, eğitim, güzel sanatlar, yaratıcılık ve daha bir çok alanda kullanılmaktadır.

Bu seminer aynı zamanda, profesyonel odaklanma uygulayıcısı ve/veya eğitmeni olmak isteyenleri sertifika almaya götürecek eğitim programının ilk ayağıdır. Sertifikalı uygulayıcı /eğitmen olmakla ilgilli detaylı bilgi seminerde verilecektir.

Eğitmen:  Dr. Atsmaout PERLSTEIN, Ph.D., klinik psikolog, merkezi New York’ta bulunan The Focusing Institute’un (www.focusing.org ) Israil Koordinatörü ve uluslararası bir konuşmacı ve seminer yöneticisidir. Otuz yıl ABD’de yaşadıktan sonra 1999 yılında Tel Aviv’de Focusing Merkezini kurmak üzere Israil’e yerleşen Dr. Perlstein, bireyler ve çiftler için özel psikoterapi seansları dışında iş dünyasına empatik ve etkin iletişim, kara verme, çatışma giderme vb. konularda seminerler ve dersler vermektedir.

Türkiye Temsilcisi ve Koordinatör Adayı:  Dost Can Deniz, MBA, Master Life Coach, MareFidelis Yaşam Koçluğu, Eğitim ve Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı, Focusing Institute Türkiye Koordinatör adayıdır.

KATILIMCI SAYISI MAKSİMUM 20 KİŞİDİR

Seminer Tarihi :

27 Haziran - Cuma 19.00-22.00

28 - 29  Haziran - Cumartesi, Pazar 10.00-17.00

Seminere katılmak ve daha detaylı bilgi almak için Bir KSM ile irtibata geçiniz.

212 - 291 2871(4hat)

bir@birsanat.comwww.birsanat.com


Haftanın Alıştırması

Eyleme Geçin!

Thomas Leonard'in CoachU'nun sahibi olduğu yıllarda yarattığı ilk programlardan biri "Toleration-Free" idi. Hedefimize doğru ilerlerken nelere katlandığımızı belirlemek ve onları tolerasyon olarak adlandırmak, bize çok önemli bir şey veriyor: Seçim şansı. Çünkü diğer şekilde bu katlandığımız şeylere  " benim problemim, tepki, mesele, yaşam şekli, vs." dediğimizde olayı kişileştirmiş oluyoruz ve bunlar bizim bir parçamız haline geliyorlar; bu şekilde de çözülmeleri çok zor. Ama bunlara "tolerasyon" demek, onları bizim dışımızda bir yerlere koyuyor, ve  şansı, ve onları yaşamımızda tutmak veya onlarla ilgilenmek arasında bir tercih şansı veriyor.

Bu haftanın alıştırması ise yaşamınızda katlanmakta olduğunuz şeyleri belirlemeniz. Elinize bir kağıt kalem alın, ve aşağıdaki on maddenin her biri için katlandığınız en az ikişer madde yazın:

   İşiniz

   Şirketiniz

   Eşiniz veya partnerinizin alışkanlıkları

   Kendi alışkanlıklarınız

   Aletleriniz, cihazlarınız

   Arabanız

   Eviniz

   Ofisiniz

   Başkalarının yaklaşımları

   Başkalarının iletişim tarzları

Şimdi en azından bir listeniz var! Doğal olarak benden beklentiniz "şimdi gidip bu listeden bir kaç madde eksiltin, ve bitirene kadar durmayın" demem, ama sizi şaşırtacağım: Bu tolerasyonların yaşamınızda olmasının bir nedeni var. Sizden istediğim, listenizin üzerinden geçmeniz ve katlandığınız her madde için "neden bu yaşamımda" diye düşünün. "Çünkü koşullar böyle" gibi otomatik yanıtlara kaçmayın.

Daha sonra, en basitinden başlayarak bu katlanmaları yaşamınızdan çıkarmaya başlayabilirsiniz. Bir arkadaşımın yeni anlaştığı bir outsourcing firmasına söylediği şu cümleyi hiç unutmam: "Ben sizin en iyi ve en usandıran müşteriniz olacağım"!



Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce Endüstri Mühendisi, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.


Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.

 

Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.

 

Yaşamınızda nelere katlanıyorsunuz? Çevrenize bir bakın. Evinize, ofisinize, arabanıza, ilişkilerinize, alet edevatınıza, mali durumunuza, yaşam stilinize, içerinizde olanlara, kendinize bir bakın. Yaşamınızda, zamanınızı boşa harcayan, enerjinizi düşüren, sizi kötü hissettiren neler var? Evinizin yeterince güneş almamasına mı katlanıyorsunuz? Yoksa yeterince hızlı çalışmayan bilgisayarınıza mı? Veya çok fazla abur cubur yemenize mi? Belki de yeni aldığınız arabanın kapısındaki çiziğe? Belki de işiniz yüzünden hobilerinize yeterince zaman ayıramamaya? Eşinizin sizi inciten tartışma biçimine mi katlanıyorsunuz acaba? Veya patronunuzun sizin zamanınıza saygı göstermemesi olabilir mi aslında yaşamınızda istemediğiniz şey?

Kısaca tolerasyonlar diyeceğim bunlara. Katlandığımız, tolere ettiğimiz şeyler bazen koşullar, bazen fiziksel ortam, bazen kendi alışkanlıklarımız, bazen başka insanlar, veya nesneler olabiliyor. Bu tolere ettiğimiz şeyler yavaş yavaş yaşamımıza giriyor ve bizi esir alıyorlar. Bizi rahatsız eden, ve kendileriyle ilgilenilmediği durumda da bir süre sonra  bizi kendilerine karşı duyarsızlaştırarak kalıcı bir biçimde yaşamımıza yerleşen şeyler.

Herhangi bir koçluk çalışmasının başlarında, danışanımdan yaşamlarındaki tolerasyonlarını, yani katlandıkları şeyleri belirlemelerini isterim. Genellikle direnç gösterilen bir alıştırmadır bu. Ama bu direnç bize doğru yolda olduğumuzu gösteren bir işarettir. Çünkü katlanılan şeyler, içlerinde çözümü getirecek enerjiyi de barındırırlar çoğu zaman. Sadece o kadar duyarsızlaşmış durumda oluruz ki, neyin bir tolerasyon, neyin ise bir seçim olduğunun ayırdını yitiririz. Bu süreçten geçen bir danışanımın sözleriyle "yaşamımda tolerasyonlardan başka bir şey bulmakta zorlanır halde" buluruz kendimizi.

Bu farkında olmama hali, tolerasyonların yaşamımızda bu kadar yer tutmasının en büyük nedenlerinden biri. Ne, gereksiz yere nelere katlandığımızın, ne de başka bir yol olabileceğinin farkında değiliz. Bazen de bu katlandığımız şeyleri yaşamımızdan çıkarmak için yapmamız gereken çaba, almamız gereken risk, gözüken olası getiriyle kıyaslanınca bize mantıksız gözükebiliyor.

Hepimizin hayalleri, hedefleri, amaçları var. Ve biz, bu hayallere ulaşmak için elimizdeki bütün araçların hepsine ihtiyaç duyuyoruz. Katlandığımız şeyler ise ne bu araçlarımızı kullanmamıza, ne de istediklerimize doğru ilerlememize izin veriyorlar. Bir Çin atasözü "küçük hastalıklardır inlemelerimizin çoğunun kaynağı. İnsanın ayağı dağlara takılmaz, küçük taşlardır ayağımızı kaydıran" diyor. Ve bütün yan faydalarına rağmen, tolerasyonlar bize pahalıya mal oluyor. Bir şeye, bir ortama, bir koşula, bir davranışa, bir insana katlanıyor olmanın verdiği sıkıntı, huzursuzluk, değersizlik, mutsuzluk ve bıkkınlık duygularının yanında, tolerasyonlara odaklanırken enerjimizi ve dikkatimizi onlar üzerinde harcarken kaçırdığımız, göz ardı ettiğimiz bir sürü fırsatın maliyeti de var üzerimizde.

Sakın tolerasyonları yaşamdan çıkarmaktan kastettiğim şeyi hoşgörüsüzlükle karıştırmayın. Bir şeye hoşgörü göstermekle, bir şeye katlanmak arasında dağlar kadar fark vardır. Hoşgörü bir başka insanı veya kendinizi kabul etmek, onun olduğu gibi olmasına izin vermek, onu olduğu insan için yargılamamak ve sevginizi çekmemek demektir. Ama hoşgörü bir başkasının veya bir durumun size zarar vermesine izin vermeyi içermez. Birinin zarar gördüğü, başka birinin (kısa vadeli de olsa) kazanç sağladığı bir durumda hoşgörü söz konusu olamaz. Burada söz konusu olan tolerasyondur, burada söz konusu olan hoşgörü maskesinin altına saklanmış olan "zayıfların zorbalığı"dır, burada söz konusu olan "rahat ettiğim bölgeden çıkmayı göze alıp da hayır diyememeyi yumuşatma"dır. Ancak bu anlam farkını birbiriyle karıştırmamız, bizi istemediğimiz, bize maliyetli olan durumlara sokuyor. Bu, tolerasyonlardan oluşan bir yaşam oluşturuyor bizim için.

Yaşamdaki anlamlı herşeyde olduğu gibi burada da ciddi bir paradoks var aslında. Siz yaşamınızdan katlandığınız şeyleri çıkarıp ta kendinizi "tolerasyonlardan arındırılmış bölge" haline getirdikçe, diğer insanlara hoşgörünüz de artıyor. Yaşamızından sürtünmeyi çıkardıkça, sürtüşmeler de azalmaya başlıyor. Çünkü sınırlarınızı belirleyip, kendinize uygulayacağınız davranış standartlarını yükselttiğinizde, bu sayede değerlerinizi ve ihtiyaçlarınızı etkin bir biçimde ifade edecek ve isteklerinizin peşinde koşacak bir alan yarattığınızda kendinize, o zaman içinizde başkalarınıza ayıracak bir yer açmak daha kolaylaşıyor. O zaman seçim hakkınız oluyor. Ve işte o zaman yaptıklarımız katlanılan değil, içten bir "evet" ile, severek isteyerek yaptığımız şeyler oluyor. 

 

 

 

 

 

"Yaşam, yetenek ve lütuflarımızın bir kutlaması olarak yaşanmalı"