E-Dergiyi Bastırmak İçin Browserınızın “Print” seçeneğini kullanınız.

Bu e-derginin grafik şeklini http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi43.htm adresinden okuyabilirsiniz

 

       
 

 

Kişisel Bir Yaşam

İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi

Sayı 43 – 27 Mayıs 2003

www.marefidelis.com           Arşivler         Abone ol           Aboneliğimi Sil          Bize Ulaşın

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir.

 

KAMPANYA! Hedefimizi gerçekleştirmemize ve kimsesiz çocuklara yardımcı olun!

Kişisel Bir Yaşam e-dergimizle mümkün olduğunca çok insana ulaşırken kimsesiz çocuklara da destek olmak istiyoruz. Bu amaçla 26 Mart 2003'ten 31 Aralık 2003 tarihine kadar dergimize katılan her yeni abone için Çocuk Esirgeme Kurumuna 250,000 TL bağış yapacağız. Yani, örneğin 10,000 yeni abonemiz olursa, toplam 2.5 milyar TL bağış yapmış olacağız. Bu e-dergiyi arkadaşlarınıza ve mensubu olduğunuz e-gruplara göndererek bize ve çocuklara destek olur musunuz?

 

Bu sayıyı size bir arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız?
Derginizin her salı size teslim edilmesini garantiye almak için buraya tıklayarak abone olunuz.


 

Haftanın Sözü:

"Eğer eninde sonunda kendi ile barış içinde olmak istiyorsa, bir müzisyen müzik yapmak, bir ressam resim yapmak, bir şair yazmak zorundadır. İnsanın ne olmak kaabiliyeti varsa, onu olmak zorundadır."

    -Abraham Maslov, Maslov hierarşinin yaratıcısı

 

Faydalı Linkler

  • Öğrenci Koçluğu: Bir öğrencinin başarılı olmak için çoğu zaman özel ders almaktan daha fazlasına ihtiyacı olabilir. Türkiye'nin ilk  öğrenci koçlarından olan Aylin Kafalı, öğrencilerin kıyasıya rekabetin hüküm sürdüğü öğrenim yaşamında kendilerini kaybetmeden, sistematik bir biçimde gerçek başarıya ulaşmalarına yardımcı oluyor. Kendisi ve hizmetleri hakkında detaylı bilgiyi buradan edinebilirsiniz.


 

Haftanın Yazısı:

Gecikmenin bedeli

Dost Can Deniz

Sabah kalktınız. Saat ne kadar zamandır çalıyor acaba? Üzerindeki "bir 5 dakika daha" düğmesine isabet ettirmeniz biraz zaman aldı. Beş dakika sonra tam yerini artık öğrendiğiniz için bir seferde buldunuz düğmeyi. Saat bile bu "ben beş dakikada bir çalayım, sen sustur" oyunundan sıkıldığında ve artık bıçak kemiğe dayandığında yataktan fırladınız. Aynanın önüne geldiğinizde ancak yüzünüzü yıkayacak kadar vaktiniz var. Akşam yatarken kendilerini sabah fırçalamaya söz verdiğiniz dişlerinizle göz göze gelmemeye çalışarak ve ağzınızın kenarıyla "iş yerindeki diş fırçası" hakkında birşeyler homurdanarak fırladınız banyodan dışarı. Kapının önündeki çantanızı kaptınız. İçindeki üç gündür ilgilenmenizi bekleyen dosyalar, projeler daha bir ağırlaşmış bu sabah sanki.

Ertelemek! Devamlı ertelediğiniz şeylerin nelere mal olduğunun farkında mısınız? Çağımızla ilgili tek bir şey söylenebilirse, o da gitgide gecikmenin daha pahalı bir şey haline geldiği. Artık "bugünün işini yarına bırakma" bir öğüt olmaktan çıktı, bir zorunluluk haline geldi. Biz erteledikçe, bir şeyleri yarım bıraktıkça, tamamlamadıkça duygusal, düşünsel, fiziksel ve bazen de finansal olarak çok ciddi bedeller ödemeye başladık. Yaşam bizi beklemiyor, ve biz hala göz göre göre bedel ödemeye devam ediyoruz.

Evet, fırsat pencereleri o kadar sık açılıyor ki artık! Günümüz gerçekten fırsatlar çağı, iyi bir iş fikri, daha önce düşünülmemiş bir hizmet, eski bir şeyi daha iyi yapmak için yeni bir yol bulduysanız eğer, bundan 20 yıl öncesine göre bu fırsatı gerçeğe dönüştürmek için en az 10 kat daha fazla şansınız olabilir. Ancak bu fırsat pencereleri eskisinden 100 kere daha hızlı kapanıyor belki de.

1992 senesinde yurtdışında yüksek lisans yaparken Türkiye'ye dönünce e-posta hizmetinden yararlanabilmenin yolarını araştırıyordum. Bu hizmeti "ISP" denen kuruluşların sağladığını, Türkiye'de bu hizmeti sunan pek şirket bulunmadığını, basit bir kuruluş için çok da büyük bir yatırım gerekmediğini bulmuştum. Tabi ne bulduğumu bilmiyordum o zamanlar! İnternet kelimesi bile daha ortada yoktu, "Veri Otobanları" deniyordu o zaman. Uzun lafın kısası, klasik "buralardan zamanında bir arsa kapatmak lazımmış" hikayesinin modern versiyonu olmak üzere bu fikir rafta kaldı, hep bir gün yapılacak projeler arasında yer aldı, ertelendi, unutuldu.

Şimdi o zamanki kadar bile zaman yok herhangi bir fikri, düşünceyi, ilhamı ortaya koymak, herhangi bir problemi çözmek, herhangi bir ihtiyacı karşılamak için. Dişleriniz bile bozulan ekolojik denge ve zararlı gıdalar yüzünden daha hızlı çürüyorlar artık. Herşeyin son kullanma tarihi bugüne o kadar yakın ki, insan gerçekten "yarın yok" söylemiyle ne denmek istedildiğini anlıyor! Ekranın karşısında bir websitesinin yüklenmesini bir kaç saniyeden fazla beklemeye tahammülümüz yok artık. Artık müşteriler anında servis, teslimat, ve problem çözümü bekliyorlar, devlet daireleri bile "bugün git, yarın gel"den vazgeçmek üzere.

Farkında mısınız, belki de bize "bugün git, yarın gel" diyen bir tek biz kaldık. Ertlemelerin bu kadar pahalı olduğunu bile bile hala ertelemeye neden devam ediyoruz? Neden yaşamın yoldan geçerken bizi de yanına alacağı umudumuza bağlıyız hala bu kadar? Neden hala eyleme geçmek için, bir şeyler yapmak için, yaşam kalitemizi arttırmak için, istediklerimizin peşinden koşmak için bir "yarınımız" olduğu yanılgısında bu kadar israr ediyoruz? Neden bugünü feda ediyoruz belirsiz bir yarın için?

Yapmamız gereken belki de vizyonumuzu geri kazanmak. O ertelediğimiz şeylerin aslında ne anlama geldiklerini farketmek, ertelediğimiz işlere değil de onların neden, niye, ne amaçla yapılması gerektiğine odaklanmak. İstediğimiz sonuçlara ulaşamamak korkumuzun bizi nasıl durduğunu farketmek, ona merhaba demek, ve onunla beraber eyleme geçmek! Karar vermenin ağırlığını omuzlarımızdan atmak ve hafiflemek, nasıl olsa seçeneklerin sonucunu bugünden bilemezsiniz, ve hepsi birer deneyim sadece. Zamanlamamızı ve önceliklerimizi gözden geçirmek belki de, ve taşıyabileceğimizden çok ağırlığımız varsa yardım almak.

Ve, ne olursa olsun, bir şeyler yapmak, ne olursa! Çünkü bekleyerek, çünkü erteleyerek, çünkü yarına bırakarak, ulaşmak istediğiniz şeyler size gelmeyecekler!


 

Haftanın Alıştırması

Eyleme Geçin!

Ertelediğiniz şeylerle beraberiz bu hafta! Bu ertelediğiniz şeyler, tamamlanmamışlıklarınız bu e-derginin ilk sayılarından birinde de anlattığımız gibi sizin enerjinizi çalıyorlar! Bu hafta, ertlemeyi ve gecikmeyi yaşamınızdan çıkarmak için bir adım atacağız. Ancak bu, öyle sadece bir alıştırma yapmakla, yapılacaklar listesini bir kere temizlemekle kurtulunulacak bir musibet değil. Bunun için ciddi bir "kişisel standartlar" çalışması yapmanız lazım. Bu çalışma, gelecek yazılarımızdan bir olacak. Ancak bu hafta, gelin şu anda ertelemkte olduğunuz şeylere eğilelim:

  1. Öncelikle ertelemekte olduğunuz, tamamlamadığınız herşeyin bir listesini yapmanızı istiyorum. Listeyi yanınızda taşıyarak, unuttuğunuz şeylerin de ortaya çıkmasına izin verin.

  2. Sonra bu ertelemekte olduğunuz şeyleri yapmadığınız için ödemekte olduğunuz bedelleri ortaya çıkarmanızı rica ediyorum. Erteleme ve gecikme size neye maloluyor?

  3. Ertelemelerinizin altında yatan nedenler neler? Erteleme nedenlerinizi ortaya çıkarmakla onlara karşı önlemler de alabilirsiniz. Örneğin neyi neden yaptığınız konusunda net bir fikriniz olmayabilir, bu durumda ertelenen işleri bir vizyon ve gelecek planına bağlamak yararlı olabilir. Bu şekilde sonuçlara odaklanmak, sıkıcı veya keyifsiz işleri yapmayı da kolaylaştıracaktır. Veya sonuçlar hakkında korkularınız veya inançsızlıksa sizi durduran, bu korkuları kabul edip, onlarla beraber hareket geçmenin yollarını araştırabilirsiniz. Bazen sorun zamansızlık ve yapılması gereken işin çok büyük olması olabilir. Bu durumda işi yönetilebilir parçalara bölerek, yardım alarak ve öncelik sıralaması yaparak kendinizi eyleme geçirecek bir düzen kurabilirsiniz.

  4. Bu ertelediğiniz şeylerin hepsini temizlediğinizde elde edeceğiniz kazançları, nasıl hissedeceğinizi düşünün. Eyleme geçmek için yeterli neden yok mu sizce?

  5. Ve artık, eyleme geçin! Hemen listenizden bir iki maddeyi halledin ve bunun size verdiği enerji ve olumlu duyguların tadını çıkarın. Aman dikkat! En önemli maddeleri sona bırakma ve sonra da yine erteleme eğiliminde olacaksınız. Bu maddeleri en başta ele almasanız bile sona bırakmayın. İlk bir kaç kolay kazanımdan aldığınız enerjiyi bu maddelere saldırmak için kullanın.

Bu süreci tamamladıktan sonra asıl büyük görev başlıyor: Yaşamı ertelemeleri minimuma indirerek, bütünlik içinde yaşamak. Bu mümkün. Ancak "Yüksek Kişisel Standartlarla" mümkün. Bu ise önümüzdeki haftaların konusu.


  Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.
 

Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.

 

Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.