İnternette okumak için http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi41.htm adresini ziyaret ediniz.

Derginizi bastırabilmek için  buraya tıklayınız.

 Kişisel Bir Yaşam #41             İnsan, Yaşam ve Değişim Üzerine Bir E-Dergi            14 Mayıs 2003

 
 marefidelis.com         arşivler     abone ol    aboneliğimi sil     yaşam koçluğu     bize ulaşın

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir.

 

Bu hafta dergimizi teknik nedenlerden dolayı yarım gün geç yayımlıyoruz, özür dileriz.

 

KAMPANYA! Hedefimizi gerçekleştirmemize ve kimsesiz çocuklara yardımcı olun!

Amacımız MareFidelis Kişisel Bir Yaşam e-dergimizle mümkün olduğunca çok insana ulaşabilmek. Bunu gerçekleştirirken de kimsesiz çocuklara destek olmak istiyoruz. Bu açıdan yeni bir kampanya başlattık. Bugünden, yani 26 Mart 2003'ten 31 Aralık 2003 tarihine kadar dergimize katılan her yeni abone için Çocuk Esirgeme Kurumuna 250,000 TL bağış yapacağız. Bu bağışı 2004 Ocak ayında toplu olarak, bir kerede yapacağız. Yani, örneğin 10,000 yeni abonemiz olursa, toplam 2.5 milyar TL bağış yapmış olacağız. Bu e-dergiyi arkadaşlarınıza ve mensubu olduğunuz e-gruplara göndererek bize ve çocuklara destek olur musunuz?

 

Bu sayıyı size bir arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız?
Derginizin her salı size teslim edilmesini garantiye almak ve kimsesiz çocuklara destek olmak için buraya tıklayarak websitemizden abone olunuz.

 

Haftanın Yazısı:

Kadrolu Bilge...

Dost Can Deniz

Haftanın Sözü:

"Basit olanı karmaşıklaştırmak olağandır, ancak karmaşığı basitleştirmek, fevkalade basitleştirmek, işte bu yaratıcılıktır."

    -Charles Mingus


MareFidelis'ten Haberler

  • Televizyondayım: 16 Mayıs Cuma günü saat 12:45'de , CNBC-E'de, Levent Oğuz'un sunduğu Finans Cafe'nin konuğu olarak televizyondayım.

  • Radyodaydım: Geçtiğimiz pazar Radyo Foreks'te değerli tiyatro sanatçısı Bora Seçkin'in "Marjinal Yaklaşımlar" programının konuğuydum. Sevgili Bora ile yaptığımız keyifli sohbetin kaydını yakında websitemden dinleyebilirsiniz.

  • Öğrenci Koçluğu: Bir öğrencinin başarılı olmak için çoğu zaman özel ders almaktan daha fazlasına ihtiyacı olabilir. Türkiye'nin ilk  öğrenci koçlarından olan Aylin Kafalı, öğrencilerin kıyasıya rekabetin hüküm sürdüğü öğrenim yaşamında kendilerini kaybetmeden, sistematik bir biçimde gerçek başarıya ulaşmalarına yardımcı oluyor. Kendisi ve hizmetleri hakkında detaylı bilgiyi buradan edinebilirsiniz.

 

Seminer

Cesaretle İlerlemek

24-25 Mayıs

Cesaretle İlerlemek adlı atölye çalışmamız devam ediyor. Mayıs ayı içinde seminerimizin dördüncüsünü yine Bir Kültür ve Sanat Merkezi işbirliği gerçekleştiriyoruz. Her seminer ayrı bir deneyim, ayrı bir macera, ayrı bir keyif.

Bu uygulamalı çalışmada, yaşamınızda ulaşmak istedikleriniz, hayalleriniz ve en yüksek potansiyeliniz ile aranızda duran ve harekete geçmenize engel olan korku ve endişelerinizle nasıl başedebileceğinizi araştıracaksınız. Ve bu korkulara rağmen istediğiniz yaşamı yaratmak için etkin teknikler öğreneceksiniz. Bu seminerle ilgili daha detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Katılımcıların "bana yeni bir dünya açtı" diye yorumladığı, "duygusal ve ruhsal bütünlüğe yönelik kendimle ilgili yansımalar" bulduğu seminerimize kayıt yaptırmak için 0(212) 291 2871 nolu telefondan Banu Gürün'ü arayınız. Grup dinamiği açısından katılım sayısı sınırlıdır.

 

Daha önceki katılımcılar neler dedi?

Nil Karamehmet (Yönetici)

Bir kaç seminere katıldım. Katıldıklarım içinde en iyilerinden bir tanesi idi. Duygu ve ayıramadığım adlandıramadığım düşüncelerimi, içi yapımı tanımamda çok yol katetmemi sağladı.

Zafer Çiçek (Sanayici, Kimya Mühendisi)

Gayet memnun ayrılıyorum. Ortam çok pozitifti. Yaşam kaliteme +1 puan daha kattığıma inanıyorum. Kendimi geliştirme yönündeki çalışmalara biraz daha ışık tutulduğunu hissettim.

Güler Pınarbaşı (Üçüncü Göz Yayın Yön. - Sahibi)

Birçok seminere katıldım. Küçük büyük. Bu da en güzellerinden biriydi. Cesaret konusunda unuttuklarımı hatırladım. Eyleme geçmem için engel sebepler ortadan kalktı. Teşekkürler!

İpek Gülder Tüzün (Doktor)

Korku hakkında düşünmekten korkmaktan vazgeçiyorum. Bana ilerlemem için yol gösterici. Beklentilerimden daha fazlasını aldım. Karar vermek ve akıllıca risk almakla ilgili bölümleri hayatımın her alanına başarıyla uygulayabilirim.

Aylin Ceyda Ataman (Nar Sağlıklı Yaşam Merkezi)

Çok güzel bir yer ve de çok verimli bir çalışmaydı. Devamının gelmesini dilerim. Bugünkü çalışma yeni bir başlangıç...

Nedret Kuşçulu (Doktor)

Bilgi, enerji, ve huzur. Bilgiler doğrultusunda takip edebileceğim yolun tanımı. Evet, her türlü beklentim karşılandı.

 

Seminerlerle ilgili daha detaylı bilgi ve kayıt yaptırmak için 0(212) 291 2871 nolu telefondan veya bir@birsanat.com adresinden Banu Gürün ile irtibata geçiniz.


Haftanın Alıştırması

Eyleme Geçin!

Evet, duygularımız, hislerimiz... Bu haftaki alıştırmamız da onlarla bir arada olmak, onların burada olmalarına izin vermekle alakalı. Bu haftaki alıştırmamızın hiç bir amacı yok. Hiç bir sonuca ulaşmaya çalışmıyoruz. Yani alıştırmamız, vücudumuzda hissettiğimiz herhangi bir duyguyu yok etmek, ortadan kaldırmak, onu "şifalandırmak", onu değiştirmek, başka bir şeye dönüştürmekle alakalı değil. Bu alıştırmayla yapacağımız, ulaşacağımız tek şey, duygularımız ve hislerimizle gerçekte yapmamız gereken tek şeyi yapmak, yani onlarla beraber olmak, oturmak, ve onlara kulak vermek.

Bunu  yapmak için, kendinize rahatsız edilmeyeceğiniz bir yer ve zaman bulun. Önce bütün vücudunuza bakarak neler hissettiğinizi keşfedin. Sonra sizden ricam, yakın zamanda başınıza gelen, veya şu anda içinden geçmekte olduğunuz, ve henüz çözümlenmemiş, sizi üzen, canınızı acıtan bir olay veya konuya odaklanmanız.

Bu deneyime aklınızda odaklandığınızda, vücudunuzda hissel bir tepki meydana gelecektir. Eğer gelmediyse, vücudunuzdan böyle bir tepki "isteyin".

Eğer bir şey hissetmiyorsanız, büyük ihtimalle ne hissettiğinizi düşünüyorsunuz. Daha önce yazdığım gibi, hisleriniz hakkında düşünemezsiniz. Onlara, yani vücudunuza "bakmanız" lazım. Örneğin karnınızda ne hissettiğinize "bakın".

Bundan sonra yapmanız gereken tek şey, o hisle, o acı veya üzüntüyle, onu değiştirmeye çalışmadan, yok etmeye çalışmadan, ona kızmadan beraber olmak. Kızamık geçiren çocuğunuzun başında bekler gibi onun başında beklemek, sevgiyle. Ona ve kendinize sevgi vermek... Bütün yapacağınız bu.

Gün içinde, aklınıza geldikçe, o noktaya, o hisse gidip de onunla beraber olmanızı da öneririm. Sadece onu dinleyin, bir şey söylemenize ve sormanıza gerek yok.

Bu deneyimin sizde ve duygularınızda yaratacağı değişime dikkat etmenizi öneririm. Bu kendinize uzun zamandır en iyi davrandığınız zaman olabilir!


Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce Endüstri Mühendisi, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor.


Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.

 

Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.

 

© 2003 Dost Can Deniz. Her hakkı saklıdır.

 

Sevdiğim bir laf var: "İnsanın et ve kemikten yapılmış olduğunu söylemek, Türkçe Dili Sözlüğü'nün bir matbaa tarafindan üretildiğini söylemek gibi bir şeydir". Gerçekten de biz insanlar, et, kemik ve bilumum dokudan çok daha fazlasıyız. Varlık alanımız içinde o kadar çok şey var ki, duygularımız, hislerimiz, düşüncelerimiz, kurallarımız, inançlarımız,  anılarımız, iyi yanlarımız, kötü yanlarımız, hayallerimiz, amaçlarımız, korkularımız...

Bu liste uzayabilir, siz de bu listedeki bir çok şeyi diğer maddelere ait diye itiraz edebilirsiniz... Burada daha önceki bir yazıda sorduğum bir soruya dönmek istiyorum açıkçası: İnsanın bütün özelliklerini, maddi veya manevi onunla ilişkilendirilebilecek herşeyi içeren bir liste yapsak, insanı tanımlayabilir miyiz acaba? Daha farklı sorayım: Eğer bu insanı tanımladığını söylediğimiz, onunla ilişkilendirilebilecek bütün bu listedeki özellikleri alsak, geriye ne kalırdı?

Tanıma bakarsak, bütün bu özellikler, insanla ilişkilendirilebilecek şeyler... Yani insanın ilişki kuracağı şeyler. Duyguları, düşünceleri, hayalleri, vücudu, bakış açısı... Ve o zaman, biz bütün bunları resmin dışına alırsak, geriye hala onlarla ilişki kurabilecek bir insan kalıyor geriye, tanımımıza göre. Ve bu insan doğasının en önemli parçalarından biri, çünkü Medard Boss'a göre "varoluş sadece ilişki kurabilme kapasitesinde yatar." Biz insanların varolduğumuzu anlayabilmek için en önemli aracımızdır ilişkilerimiz. Hatta kutsal kitaplarda bile evrenin, dünyanın ve insanın yaradılış amacının, tanrının kendi kendini görebilmek, deneyimleyebilmek, yani ilişki kurabilmek olduğu anlatılır. Yani sen yoksan, ben de yokum.

İnsan olarak hepimiz birer "ben"iz, ve bu ilişki kurabilme kapasitesinin dışında kalan herşey, o anki bakış açımıza göre birer "sen". İnsan zihni içerisinde birden fazla bilinç hali bulunabilse bile, bir anda sadece bir bilinç halini üstlenebiliyoruz. "İçimizdeki çocuğa" ebeveynlik yapabiliyoruz da, aynı anda hem ebeveyn hem de çocuk olmakta zorluk çekiyoruz. Bu da bize güzel araçlar, fırsatlar sağlıyor, kendi parçalarımızla, bize ait olan şeylerle ilişki kurma, onları tanıma, onlarla beraber olma ve onlardan yararlanabilme gibi.

Bu kadar kafa karıştırıcı, ve neredeyse Çince laftan sonra, gelin isterseniz şimdi isterseniz şöyle bir bilim kurgu hikayesi anlatayım size. Hikayemize göre vücudunuzun içinde sizden başka birileri daha yaşıyor. Bu şey, diğer kurgu bilim hikayelerinde veya meşhur The Thing (şey) filminde olduğu kötü niyetli değil ancak bizim hikayemizde. Tam tersine, vücudunuzda yaşayan şeyin tek amacı sizi korumak ve yol göstermek. Vücudunuzu mesken tutan bir guru var hikayemizde. Ancak bu kurgu bilim hikayemizin baş kahramanı, yani siz, daha önce çok bilim kurgu hikayesi okuyup seyrettiği için bu gurunun varlığını görmek ve kabul etmekten çok korkuyor. Varlığını kabul ettiğinde ise o kadar zamandır onu dinlememiş ki, ilişki kurmakta zorluk çekiyor. Gurumuz ise o kadar zamandır ilgisiz ve alakasız kalmış, zaten umudu kesmiş durumda, sessiz sessiz söyleniyor bir kenarda...

Çok mu ütopik geldi anlattıklarım? Ama gerçekten vücudunuzda bir guru yaşıyor! Ve bu guru, eliniz ayağınız gibi sizin, size ait, sizin bir parçanız. Hatta bu gurudan benim size ilk söz edişim, onu tanımaya ve bakmaya sizi ilk davet edişim değil bu. Önceki haftaladaki yazılarımdan birinde bahsetmiştim ondan. Vücudunuzdaki bilgeden bahsediyorum, hislerinizden, duygularınızdan.

"Ben" olarak hislerimizle ilişkiye geçmek, onların vücudumuzda olmasına izin vermek, onları dinlemek, onlarla arkadaş olmak, onları yaşamımızın, kararlarımızın ve konuşmalarımızın bir parçası haline getirmek, yani "ben" olmanın içindeki ilişki kurabilme kapasitesini hislerinizle, vücudunuzdaki guruyla kullanmak... Doğuştan doğal olarak bizim olan bu özelliği geri kazanmak... Sadece bunu yapmak bile, yaşam kalitenize o kadar olumlu katkıda bulunabilir ki!

Tony Buzan, "Head First: 10 Ways to Tap Into Ypur Natural Genius" adlı kitabında standart IQ ölçümlerine konu olan sözel ve sayısal zekayla beraber 10 adet ayrı zeka tipinden bahseder. Bu zeka tiplerinden üç tanesini "vücutsal zeka" altında toplar. Ancak bence listedeki maddelerden en az altısı vücudunuzla ilişki kurmakla destekleniyor. Belki de bunu içermeyen tek parça IQ.

Daha önce de yazdığım gibi, Chicago Üniversitesi Psikoloji Bölümü profesörlerinden Eugene T. Gendlin, 1960'larda bazı terapi hastalarının çok çabuk ilerleme gösterirken, bazılarının çok daha uzun süre, bazen yıllarca hiç bir kayda değer ilerleme gösterememesinin nedenleri üzerine bir araştırma yapmış. İkibinden fazla terapi seansını kaydeden Gendlin ve asistanları, terapistlerin tekniklerini ve becerilerini incelediklerinde istatistiki olarak belirgin bir patern bulamamışlar. Ancak dönüp de hastaları dinlediklerinde, çok hızlı ilerleme kaydeden hastaların hemen hepsinin vücutlarını dinlediklerini, belli bir durum karşısında vücutlarında oluşan tepkileri durup, tartarak, ve tanımlamaya çalışarak onunla ilişkiye geçtiklerini farketmişler. Adına enstitü kurulan, bütün dünyada terapi, eğitim, karar alma, spiritüel şifa, ve bir çok alanda uygulanan focusing, yani odaklanma tekniği de buradan doğmuş. Yaşamın bir parçası haline getirildiğinde, içimizdeki o guru ile yanyana yaşiyor, devamlı bir danışmanla dolaşıyormuş gibi bir hisse kapılmanıza neden olabilecek bu tekniğe önümüzdeki yazılarda daha fazla değineceğim.

Bu yazımı, Tony Buzan'ın "Zeka Yıldızı" olarak adlandırdığı Leonardo da Vinci'nin yaratıcı beynin sırları ile formülü ile bitirmek istiyorum:

"Bilim sanatını öğrenin, sanat bilimini öğrenin, bir şekilde herşeyin herşeyle bağlantıda olduğunu farkedin, ve hislerinizi geliştirin."