|
E-Dergiyi Bastırmak İçin Browserınızın “Print” seçeneğini kullanınız. Bu e-derginin grafik şeklini http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi29.htm adresinden okuyabilirsiniz
|
|||||
![]() |
|||||
|
Kişisel Bir Yaşam İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Bir E-DergiSayı 30 – 25 Şubat 2003www.marefidelis.com Arşivler Abone ol Aboneliğimi Sil Bize Ulaşın |
|||||
© 2003 Dost Can Deniz. Her haklı saklıdır. Bu dergide yayımlanan bütün yazıların tek sahibi Dost Can Deniz'dir.
Hedefimizi gerçekleştirmemize yardımcı olun! MareFidelis Kişisel Bir yaşam E_dergimizle mümkün olduğunca çok insana ulaşabilmeyi amaçlıyoruz. Bu e-dergiyi arkadaşlarınıza ve mensubu olduğunuz e-gruplara göndererek bize destek olur musunuz? Bu hafta sayenizde 34 yeni abonemiz var. Desteğiniz için teşekkürler!
Bu sayıyı size bir
arkadaşınız mı gönderdi? Bir e-gruptan mı aldınız? |
|||||
|
Haftanın Sözü: "Cesaret, yapmaya korktuğun şeyi yapmaktır. Korkmadığınız sürece cesaret söz konusu olamaz." Eddie Rickenbacker |
|||||
|
Daha Büyük "Gerçekler" Dost Can Deniz Naom Chomsky diyor ki “İnsanları pasif ve itaatkar tutmanın yolu, kabul edilebilir düşüncelerin yelpazesini kesin bir biçimde sınırlamak, ama aynı zamanda bu yelpaze içinde çok canlı bir tartışmaya izin vermek, hatta daha eleştirel ve muhalif görüşleri cesaretlendirmektir. Bu, bir yandan sistemin varsayımlarını tartışma alanına konulan limitler yoluyla güçlendirirken insanlara sanki özgür düşünce varmış hissi verir.” Hayır, politik bir yazı değil bu: Hem de hiç değil. Çünkü sistemin veya bir takım gizli güçlerin bizi sınırladığını düşünmek de bu düşünce sisteminin sınırları içinde kalmakla hemen hemen aynı şey. Çünkü bu tip bir düşünce, aynen Chomsky’nin belirttiği gibi, en eleştirel, en muhalif görüşlerden biri bile olsa, bizi kutunun içine hapseden, tamamen güçsüz bırakan bir düşünce, kurban bilincini aşılayan bir düşünce. Biz ise fark yaratmaktan bahsediyoruz, kendi yaşamımızda kalite yaratmaktan bahsediyoruz, ve eğer doğruysa bile, bu bahsi geçen ve perde arkasından bizi yöneten güçleri görebilmemiz için bambaşka çeşit bir özgürlüğe ihtiyacımız var. Biz bambaşka sınırlarla karşı karşıyayız burada. Hepsinden daha korkunç, hepsinden daha zararlı sınırlar bunlar. Ve hepsinden daha güçlü biri tarafından yerleştirilmişler: “Kendimiz” tarafından. Evet, kendimiz! Bizi kendimizden, kendi kendimize koyduğumuz sınırlamalardan daha çok ne pasif ve itaatkar kılabilir! Farketmemiz gereken şey şu ki özgürlük, toplumsal değil, bireysel bir kavramdır. O kendimize koyduğumuz sınırlar içinde kendi kendimizle ve diğer bütün insanlarla sonsuza dek mücadele edebiliriz. Bizi ve bütün dünyayı o kadar uzun süre uyarabilir, eğlendirebilir ve meşgul edebiliriz ki sadece kendi tanımladığımız sınırlar sayesinde var olan sorunlar ve zıtlıklarla, kimsenin aklına yarım metre yukarıya çıkıp da “ne oluyor aslında burada?” diye sormak gelmez. Ve tek gerçek soru da budur aslında, yanıtlamaya çalıştığımız binlerce soru arasında. Susan Sontag’ın dediği gibi, ”asıl ilginç yanıtlar soruyu yok edenlerdir.” Bu kendimize tanımladığımız sınırlar içinde dönüp durma oyununu o kadar büyük bir ustalıkla oynuyoruz ki! Örneğin “ilkeli yaşam” kavramını ele alalım. Bazılarımız yaşamda bazı şeyleri elde edebilmek için ilkelerden ödün verilmesi gerektiğini, hatta ilkelerin bizi kendi kapsülümüze hapsetmek için “egemen güçler” tarafından icat edildiğini iddia ederiz. Diğerlerimiz, bu düşüncelerin ve bu düşünceleri savunanların tam karşısındayızdır. ilkeler ve idealler için savaşmak lazımdır, ve bunu çok güzel bir biçimde yaparız. İlkesizlikle ve ilkesizlerle ciddi bir biçimde savaşa tutuşuruz. Her türlü ilkesizlik nasılsa bizim bütünlüğümüzü tehdit eden bir durum olur, iştahla savaşmaya başlarız. İlkesizliğe karşı bir savaş kazanmak, ilkelerimiz için savaşmak en yüksek ideal olur bizim için. Ama Alfred Adler’in dediği gibi, “insanın ilkeleri için savaşması, onlara uygun yaşamasından çok daha kolaydır.” İlkelerimiz için devamlı savaşta olmak değil yapmamız gereken, her ne olursa olsun o ilkelere dayalı yaşamaya cesaret etmek. Çünkü ilkeler uğurlarında savaşılacak değil yaşama geçirilecek şeyler. Onlar uğruna savaşmak belki de onları yaşama geçirmemek için bulduğumuz en akıllıca taktiklerden biri. Yapmamız gereken tek şey, biraz yukarıdan bakabilmek olaylara. Çok değil, yarım metre. Hiç bir sorunun iki ucunda gidip gelirken birden bire hiç düşünmediğiniz, ama birden sizi kutunun dışına çıkaran, sorunun kendisini ortadan kaldıran bir yanıtla karşılaştığınız oldu mu? O hissi hatırlıyor musunuz, o gelen muazzam özgürlük hissini? Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim, ben bu hisse “gerçeklik anı hissi” diyorum. O daha büyük bir gerçekliğin ortaya çıktığı, yarım metre aşağıda savaşan iki kutubu ve sorularını ortadan kaldıran yanıt anı... İşte bu an, o daha büyük gerçeklikle karşılaşılan an, her türlü kişisel, kurumsal ve toplumsal ilerlemenin tohumlarının atıldığı an. Heidegger’ın modelindeki “bilmediğini bilmediğin”le karşılaşma anı. Geçen gün, her giriştiği işte gerçekten başarılı olmuş bir danışanımla ile yeni kurduğu şirketin ilerlemesi hakkında konuşuyorduk. Belli bir müşterisiydi problem, bir türlü tatmin olamıyordu bu müşterisi ile ilişkisinden. Uzunca bir konuşmadan sonra birden bir şeyi farkettim: Bu danışanımın her zaman bir müşterisiyle, üzerinde çalıştığı bir anlaşmayla, biriyle problemi vardı. Ses tonuna dikkat edince, olumsuzluk içeren kelimeleri nasıl vurguladığını farkettim birden. Konuya bu açıdan dalıp, ortaya çıkan dirençle ilgilendikten sonra, birden danışanım bana inanmaz ve suskun bakışlarla gözlerini dikip, “biliyor musun Dost” dedi, “galiba ben bu olumsuzluklardan ciddi biçimde enerji alıyorum. Bunlar sayesinde işlere daha bir dört elle saldırıyorum.” Sonra bir süre sustu, her gerçeklik anında olduğu gibi. “Müşteri benim için gerekli mi, zararı yararından çok mu” tartışmasının bir üstüne çıkıp, “ya aslında ne oluyor burada” diye sorarak bulduğumuz bu gerçeklikle danışanım hem müşterileri ile ilişkisini, hem de kişisel enerji kaynaklarını yeni baştan gözden geçirip kendisine her açıdan yararlı ve temiz hale getirme yoluna gidebildi. İşte olaydaki daha üst gerçekliği bulmanın en büyük yararı bu: Bize gerçekte istediklerimizi elde edebilmek için fırsat ve seçenek sunuyor. Bu anda en büyük varsayımlarımızdan birinin yanlış olduğunu anlıyoruz çünkü: “Bilinecek her şeyi bildiğimizi ve bütün olasılıkların farkında olduğumuzu" sanmayı bırakıp "daha ne olabilir" diye sormaya başlıyoruz. Her gerçekliğin üstünde her zaman daha büyük bir gerçeklik, daha geniş bir bakış açısı vardır ve İnsanlık tarihi evrensel gerçeklik denilen fikirlerin çürütülmesi ile ilerler. Ve asıl problem, kutunun içinde olup onu görememektir. Bilgi güçtür, ve cehalet size dokunulmazlık sağlamaz."
|
|||||
|
Eyleme Geçin! Haftanın Alıştırması Bu haftaki alıştırmamızın amacı "daha büyük gerçeklikleri görmeye alışmak", her zaman büyük resme bakmak için zihnimizi eğitmek. Bunun için bir süredir sizi rahatsız eden bir mesele veya konuyu ele almanızı rica ediyorum. Amacımız bu konu ile ilgili kendimize "kışkırtıcı" sorular sormak! Bence kendi kendimize sorabileceğimiz en zor ve kışkırtıcı soru "gerçekte ne oluyor burada, görünen gerçeğin ardındaki gerçek ne?". Ancak tek başına bu soru her zaman yeterli olmayacağı için şu soruları deneyin: ° Neden bu olay oluyor, neden herhangi bir problemim olsun ki? ° Bu durum neden bir problem? ° Görünen gerçekten problem mi, yoksa başka birşey mi var burada? ° Bu problemin herhangi bir zaman çözülebilecek mi? ° Bu problemle uğraşırken ben kimim? Neredeyim? Ne hissediyor, ne düşünüyorum? Nasıl davranıyorum? ° Bu rolume, bulunduğum yere, duygu ve düşüncelerime dışardan baksaydım eğer, asıl sorunun ne olduğunu söylerdim? Sanırım fikri kaptınız. Eğer sadece herhangi bir tartışmanın, problemin, veya konunun içerisindeyken bir an durup da taraf olmayı bırakıp tanık olabilirseniz, ve buna benzer sorular sorabilirseniz, önünüzde hiç beklemediğiniz bir dünya açlıabilir. Kolay gelsin! |
|||||
|
Atölye Çalışması: Cesaretle İlerlemek 15-16 Mart İlkini 14 Aralık tarihinde gerçekleştirdiğimiz Cesaretle İlerlemek adlı atölye çalışmamızın ikincisini yine Bir Kültür ve Sanat Merkezi işbirliği ile 15-16 Mart tarihlerinde gerçekleştireceğiz. Bu seminerle ilgili daha detaylı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu uygulamalı çalışmada, yaşamınızda ulaşmak istedikleriniz, hayalleriniz ve en yüksek potansiyeliniz ile aranızda duran ve harekete geçmenize engel olan korku ve endişelerinizle nasıl başedebileceğinizi araştıracaksınız. Ve bu korkulara rağmen istediğiniz yaşamı yaratmak için etkin teknikler öğreneceksiniz.
İlk seminerimize katılanlar neler dedi? İpek Gülder Tüzün: Korku hakkında düşünmekten korkmaktan vazgeçiyorum, korkularım hakkında düşünebilmem için bana esneklik sağladı, korku hakkında artık daha fazla bilgi sahibiyim, bu da bana ilerlemem için yol gösterici. Beklentilerim sadece korkularımı tanımak ve netleştirmekti, karşılandı, daha fazlasını aldım. Karar vermek ve akıllıca risk almakla ilgili bölümleri hayatımın her alanına başarıyla uygulayabilirim. Aylin Ceyda Ataman: Çok güzel bir yer ve de çok verimli bir çalışmaydı. Devamının gelmesini dilerim. Bugünkü çalışma yeni bir başlangıç... Bahar Al: Bakış açıma yenillik getirdi. Deniz Erdoğan: Beklentilerim daha çok korkuyla nasıl baş edeceğime dair gerçekler elde etmekte. Ancak bunun da yanında tahmin etmediğim, göz ardı ettiğim bir başka korkumun farkına vardım. Bu farkındalık benim için güzel bir gelişme aracı olacak. Korkularımın benim gelişmeme yardımcı olacağını bilmek ferahlatıcı. Bence çok güzel hazırlanmış bir seminerdi, Dost’a teşekkürler. Nedret Kuşçulu: Bilgi, enerji, ve huzur. Bilgiler doğrultusunda takip edebileceğim yolun tanımı. Evet, her türlü beklentim karşılandı.
Seminerlerle ilgili daha detaylı bilgi ve kayıt yaptırmak için 0(212) 291 2871 nolu telefondan veya bir@birsanat.com adresinden Banu Gürün ile irtibata geçiniz. |
|||||
| Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. | |||||
Kişisel Bir Yaşam, MareFidelis Yaşam Koçluğu'nun haftalık elektronik yayım organıdır. Her hafta salı gecesi yayımlanır ve binden fazla okuyucumuza e-posta yoluyla ulaştırılır. Dergide yayımlanan bütün yazılar aksi belirtilmedikçe Dost Can Deniz tarafından yazılmıştır.
Bu dergiyi istediklerinize bütünlüğünü bozmadan iletebilir, kaynak belirterek ve www.marefidelis.com websitesine link vererek alıntı yapabilirsiniz.
© 2003 Dost Can Deniz. Her haklı saklıdır.
|
|||||