|
Bu e-dergiyi
okumakta gucluk cekiyorsaniz, http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi26.htm
adresinden de okuyabilirsiniz Abone olmak için marefidelis-subscribe@topica.email-publisher.com
adresine bir e-posta atınız. DERGIYI BASTIRMAK VEYA TEXT SEKILDE OKUMAK
ICIN buraya
TIKLAYINIZ. www.marefidelis.com Arşivler Abone ol Aboneliğimi
Sil Bize Ulaşın |
||
|
Kişisel
Bir Yaşam |
İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Haftalık E-Dergi |
Sayı 26– 21
Ocak 2003
|
|
|
||
|
Bu hafta... Eski sayılarımıza buraya
tıklayarak ulaşabilirsiniz. Hani hiç içinizden işinize gitmek, çalışmak, kendinizi vermek gelmez.
Hep eksik bir şeyler vardır, bu sizin için geçici bir iştir, fırsatını
bulsanız hemen değiştireceksinizdir. Ben buna fasulyeden yaşamak diyorum.
Yani sayılmıyormuşçasına yaşamak. Kendini hiçbir zaman adamamak, hiçbir zaman
bulunduğu yerde, olduğu zamanda olmamak... Tahmin edin bu yaklaşım sonucunda
yaşamımız neye benzer? Saygılarımla, Dost C. Deniz |
||
|
Dergimizi
bütünlüğünü korumak kaydıyla dilediğiniz herkese iletebilirsiniz. Alıntı
yapmak için lütfen bizimle dostdeniz@marefidelis.com
adresinden irtibata geçiniz. Ücretsiz değerlendirme
görüşmesi için randevu almak ve Mare Fidelis’in sizin için neler
yapabileceğini öğrenmek için lütfen www.marefidelis.com
adresini ziyaret ediniz. |
||
© 2003 Dost
Can Deniz. Bu e-dergideki bütün yazılar Dost Can Deniz’e aittir. İzinsiz
olarak kullanılamaz.
Fasulyeden...Küçükken ağabey ve ablalarınızla kovalamaca, saklambaç, körebe filan oynadınız mı hiç? Bazen iyilikleri tuttuğu için, bazen anne babalar şart koştuğu için, bazen de sadece oyunlarını bozmayalım diye bizim oyunlarına katılmamıza izin verirlerdi. Ama bir şartla. Biz sayılmıyorduk. Biz küçüktük çünkü, sounuçlarımızın sorumluluğunu alamazdık. Biz onları yenemezdik, güçsüzdük, başa çıkamazdık. Biz fasulyeden oynardık. Gün geçti, büyüdük. Oyunlara fasulyeden değil de aslen katılmaya başladık, önümüz arkamız sobe, saklanmayan ebe oldu. Saklandığımız halde ebe olduğumuz durumlar da oldu. Ebe olmayı hiç sevmedik, keşke fasulyeden olsaydık dedik. Mümkün olduğu kadar çabucak ebe olmaktan kurtulmaya baktık, elim sende demek için, ebeliği savuşturmak için deliler gibi koşturduk. Sonra başka oyunlar oynamaya başladık, daha büyük oyunlar. Yaşam denilen oyunla karşılaştık, onun içinde ilerlemek için, kazanmak için çabalamaya, uğraşmaya başladık. Ama nedense bu ebe olduğumuz hissi gitmiyordu bir türlü. Gözümüzü yumuyorduk, yüze kadar sayıyorduk, önümüz arkamız, sağımız solumuz sobe de diyorduk ama, ebelikten kurtulamıyorduk nedense... Zaten çok da istekli değildik bu oyunu oynamaya, mümkün olsa o gün bırakacaktık; ama bunun sonuçlarına da katlanamazdık; o zaman yavaş yavaş çocukluğumuza, o ilk oyuna katıldığımız döneme doğru çekilmeye başladık biz de. Sayılmıyorduk çünkü. Biz fasulyeden oynuyoruz bu yaşam denilen bu oyunu. Çünkü sayılmıyoruz ki! Kimse saymıyor bizi, yaşamın tümüne hiçbir etkimiz yok ki bizim! Biz olmasak ne değişir sanki, ne fark yaratıyor olabiliriz ki! Başçavuş...
Siz de mi fasulyeden oynuyorsunuz? İşinize gidip gelirken içinizde taşıdığınız duyguların arasında çaresizlik, değersizlik ve etkisizliğin parçaları var mı? Kendinizden bahsederken “başçavuşun eşşeği” tabirini kullandınız mı hiç? İşinizde sadece zaman doldurmak için mi çalışıyorsunuz? İşten aldığınızla verdiğinizi dengelemek için kendinizi aynı zamanda daha az iş yapmaya doğru bilinçsizce çekilirken mi buluyorsunuz? Ya özel yaşamınız? Orada da fasulyeden mi yaşıyorsunuz? Daha iyi bir seçeneğiniz olmadığı için mutlu olmadığınız bir ilişkiyi mi yürütüyorsunuz? Laf olsun diye arkadaşlık yapıyor, zamanınızı mı dolduruyorsunuz? Ya hobileriniz? Televizyon karşısında geçirdiğiniz zamanı tanımlamak için mi kullanıyorsunuz bu kelimeyi, yoksa her akşam bir barda üst üste dizdiğiniz bardak sayısını mı? Zorunlu hissettiğiniz için mi ziyaret ediyorsunuz anne babanızı ve akrabalarınızı, yoksa bundan keyif aldığınız için mi? Siz fasulyeden yaşayanlardan mısınız? Neden fasulyeden oyunuyorsunuz bu oyunda,
neden sayılmıyorsunuz, biliyor musunuz? Çünkü bu sizin tercihiniz. Bir yerlerde bir gün fasulyeden oynamanın daha
güvenli olduğuna, zaten kazanmanızın imkanı olmadığına karar verdiniz. Oynamazsanız, kaybedemezsiniz de. Ama kazanma ihtimaliniz de ortadan
kalkar. Aslında bunu istemiyorsunuz, biliyorum.
İstediğiniz sayılmak, yüzde yüz
kendinizi vermek, sorumluluklar almak, istediğiniz yaşamı yaratmak için
bir şeyler yaptığınızı bilmek. Ancak sayılmıyormuş gibi davranarak,
fasulyeden oynayarak, sorumluluklardan kaçarak bunu beceremeyeceksiniz,
güvenin bana. İşinizin ne olduğunu bilmiyorum. Ne kadar
tekdüze, sıkıcı, önü kapalı, dar tanımlı olduğunu bilmiyorum. Ama şunu
sormanızı istiyorum kendinize: “Eğer fasulyeden çalışmasaydım, fasulyeden
oynamasaydım, eğer gerçekten
sayıldığımı bilseydim, ne yapar, nasıl çalışır, nasıl hisseder, nasıl
düşünür, insanlarla nasıl ilişkide olurdum?” 234
Ahmet? Burada!
İşte size üzerinde düşünülmesi gereken ve
yaşamın her alanı için kendi kendimize sormamız gereken bir soru. İş
yaşamınızda, romantik ilişkilerinizde, arkadaşlıklarınızda, hobilerinizde,
kişisel gelişim çabanızda, topluma ve başkalarına katkınızda, ve sizin için
önemli diğer bütün alanlarda eğer
sayılsaydınız, gerçekten oyunun bir parçası, kritik bir elemanı
olsaydınız, ne yapardınız? Örneğin
işinizde çalıştığınız çevreyi güzelleştirir miydiniz? İş arkadaşlarınızla,
ast ve üstlerinize yaklaşımınız nasıl farklı olurdu? Yapmamız gereken, sayılıyormuşçasına oynamak
oyunu. Önce kendi kendimizi saymak.
Yüzde yüz vermek kendinizi o an
yaptığınız işe, beraber olduğunuz kimselere, kişisel gelişiminize ve
ilerlemenize, hedeflerinize, yaratmak istediğiniz yaşama. Sarılın,
sayılsaydım, fasulyeden değil de aslen oynasaydım nasıl oynardım diye
düşünerek oynayın bu oyunu. Artık yaşamın size istediklerinizi,
hakkettiklerinizi vermediğinden yakınmayı ve şikayet etmeyi bırakın ve
kendinizi yüzde yüz yaşamaya adayın. Ve unutmayın yüzde 99 adanmışlıkla yüzde
1 adanmışlık aynı şeydir, tam adanmışlık yoksa eğer. ...Ve, George Bernard Shaw’a kulak verin: “İşte yaşamdaki gerçek haz budur, sizin
tarafınızdan yüce olarak kabul edilen bir amaç için kullanılmak, doğanın bir
kuvveti olmak; dünyanın sizi mutlu etmek için kendini adamadığı için şikayet
eden küçük ateşli bir keyifsizlik budalası olmaktansa. Düşüncem o dur ki yaşamım bütün topluma
aittir, ve yaşadığım sürece, onun için yapabileceğim herşeyi yapmak benim
için bir ayrıcalıktır. Öldüğüm zaman tamamen kullanılmış olmak istiyorum,
çünkü ne kadar çok çalışırsam o kadar çok yaşarım. Yaşamdan sadece yaşamak adına keyif
alıyorum. Yaşam benim için kısa bir mum değil. O benim için bu an tutma
hakkını elde ettiğim muhteşem bir meşale, ve ben gelecek nesillere aktarmadan
önce onun olabildiğince parlak yanmasını istiyorum.” |
||
|
Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. |
||
|
Mare Fidelis’in ve
Kişisel Danışmanlığın sizin için neler yapabileceğini öğrenmek için buraya tıklayarak bize bir
e-posta gönderiniz veya 0(533) 734 36 04’ü arayarak bir ücretsiz
değerlendirme seansı için bir randevu alınız. © 2003 Dost Can Deniz. Bu e-dergideki bütün yazılar Dost Can Deniz’e
aittir. İzinsiz olarak kullanılamaz. |
||