|
Bu e-dergiyi okumakta
gucluk cekiyorsaniz, http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi20.htm
adresinden de okuyabilirsiniz DERGIYI BASTIRMAK VEYA TEXT SEKILDE OKUMAK ICIN buraya
TIKLAYINIZ. www.marefidelis.com Arşivler Abone ol Aboneliğimi
Sil Bize Ulaşın |
||
|
Kişisel Bir Yaşam |
İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Haftalık E-Dergi |
Sayı 20– 3 Aralık
2002
|
|
|
||
|
Bu hafta... Eski
sayılarımıza buraya
tıklayarak ulaşabilirsiniz. Şeker
bayramınız kutlu olsun. Bu sayımızda size bu önemli günlerde yapmanız için
bir alıştırma öneriyorum. Sizden son bir seneki yaşamınıza bakmanızı rica
ediyorum. Ama odağınız ne başardığınız değil, yaşamın karşınıza çıkardığı
olaylara nasıl yanıt vermeyi seçtiğiniz olacak. Çünkü yaşamda mutluluğun
sırrı verdiğimiz yanıtlarda saklı. Mutlu
bayramlar (Şeker, Şanukah, Noel – evet, erken oldu!) dileğiyle... Dost C.
Deniz |
||
|
Dergimizi
bütünlüğünü korumak kaydıyla dilediğiniz herkese iletebilirsiniz. Alıntı
yapmak için lütfen bizimle dostdeniz@marefidelis.com
adresinden irtibata geçiniz. Ücretsiz değerlendirme
görüşmesi için randevu almak ve Mare Fidelis’in sizin için neler
yapabileceğini öğrenmek için lütfen www.marefidelis.com
adresini ziyaret ediniz. |
||
14 Aralık 2002 – 1 Günlük Atölye Çalışması: Korkuya Rağmen İlerlemekİstediğiniz
yaşamı yaratmak amacıyla harekete geçmek için korkularınızdan kurtulmayı,
veya kendinize daha çok güvenmeyi, yada daha güvenli bir konumda olmayı
bekliyorsanız, size bir haberimiz var: O “bir gün” hiç gelmeyebilir! Dost Can
Deniz tarafından sunulan bu bir günlük atölye çalışmasında korkularımızla
ilgili gerçeklerle yüzleşip, istediğimiz hedeflere doğru “bugün” ilerlemek
için etkin teknikler öğrenecek, alıştırmalar yapacak, ve bu arada da çok
eğleneceğiz. Sınırlı
sayıda katılımcı ile yapılacak bu çalışmaya, yaşamlarına farklı bir
pencereden bakmak isteyen ve pozitif bir değişiklik yapmak isteyen herkes
davetli. Bu seminerin sonunda size test edebileceğiniz ve belki de daha güzel
ve doyumlu bir yaşam yaratmak için kullanabileceğiniz araçlar kazandırmayı
amaçlıyoruz. Bir Kültür Sanat’ın Nişantaşı’ndaki merkezinde gerçekleşecek
seminer ile daha detaylı bilgi almak ve kayıt yaptırmak için dostdeniz@marefidelis.com
adresinden benimle, veya 0(212) 291 28 71 / bir@birsanat.com
‘dan Banu Gürün ile irtibata geçiniz. |
||
|
“Evet” diyebilmek... Hepimizin bayramını kutluyorum. Bu dönem, bütün dünyada insanların hem maddi hem de manevi olarak sahip olduklarının tadını daha çok çıkardıkları, sevgi ve şefkate gündelik yaşamlarında daha çok yer verdikleri bir zaman. İslam dünyasında Şeker Bayramı, , Museviler için Şanukah, Hıristiyanlar için Noel, ve tüm dünyada yılbaşı, bir ay kadar bir süre içine sıkışmış durumda. Bu bir ay bütün insanların en azından yaşamlarındaki diğer insanlarla, en çoğundan ise bu dünyayı paylaştıkları bütün canlılar ve evrenle olan ilişkilerini tekrar gözden geçirdikleri bir dönem. Bu dönemi yararınıza kullanmanızı öneriyorum. Bu zamanı dönüp de yaşamınıza bir bakmak, onu değerlendirmek için bir fırsat olarak kullanın. Bu amaçla size bir alıştırma öneriyorum. Bu değerlendirme süreci, eğer siz izin verirseniz yaşamınızda bir fark yaratabilir, ama ufak, ama büyük. Eğer bu sürecin hakkını vermek istiyorsanız yapmanız gereken ona gereken önemi vermek. Bunun için ilk olarak kendinize rahat ve huzurlu olacağınız bir ortam yaratın. Cep telefonunuzu kapatın (bunu yapabilirsiniz, değil mi?). Belki biraz sakin müzik, nefes ve rahatlama alıştırmaları, belki bir iki mum: kendinize bunun özel bir zaman olduğunu gösterin. Önünüze defterinizi veya temiz birkaç yaprak kağıt alın, ve kendinize soru sormaya başlayın. Bu gün bakmanızı istediğim şey bitirmekte olduğumuz yıl. Nasıl geçti seneniz? Hedeflerinize ne kadar ulaştınız? Beklemediğiniz olumlu ve olumlu sürprizler nelerdi? Kazanç ve kayıplarınız nelerdi? Nerelerde yön değiştirdiniz? Bunlara bakarken sizden istediğim karşınıza çıkan olaylar karşısında verdiğiniz tepkilere ve aldığınız kararlara odaklanmanız. Başınıza dünyanın en büyük felaketinin gelmiş olmasından çok buna nasıl tepki verdiğinizdir yaşam kalitenizi belirleyen çünkü. Bu son cümlem biraz tepki yarattı galiba. Kabul edilmez mi geldi size? Peki o zaman, biraz daha açayım. Yaşamınıza olumluyu çekmek istiyorsanız, evreninizle, başınıza gelenlerle, kendi gerçekliğinizle mücadele etmeyi bırakmanız gerekiyor. Anlıyorum, belki işinizi kaybettiniz. Belki hastasınız. Belki acılı ve sancılı bir boşanma sürecini yeni tamamladınız, belki de daha ortasındasınız. Sevdiğiniz insanları kaybetmiş olabilirsiniz. Veya bunların başınıza gelebileceği korkusuyla kendinize cehennem hayatı yaşatıyor olabilirsiniz. Daha da kötüsü karar vermek zorunda bırakılmış olabilirsiniz. Bütün bunlar, yaşamın bize dağıttığı el, ve bunların üzerinde çok fazla kontrolümüz yok maalesef. Ancak yaşamda başımıza ne gelirse gelsin, dağıtılan eli nasıl oynayacağımız bizim elimizde. Kendi evrenimize evet demek elimizde! “Hayır, hayır bu benim başıma gelemez” demenin hiçbir anlamı yok, “hakkım bu değildi benim” demenin anlamı olmadığı gibi. Çünkü mücadele ettiğiniz, “hayır” dediğiniz şey siz isteseniz de istemeseniz de gerçekleşti, ve onu değiştiremezsiniz. Onunla mücadele etmek, kabullenmemek ve inkar etmek, bu durumdan en iyi şekilde çıkmanız, hatta belki de onunla daha önce mümkün olmayan fırsatları yaratmanızın önündeki en büyük engel. Çok daha basit bir örnek verelim: bir dahaki sefer sevgiliniz veya eşiniz sizi beklettiğinde “yine geç kaldı, bunu hep yapıyor” diye sinirleneceğinize beklemeye “evet” deyin. Bu süre, belki de hiçbir şey yapmadan oturduğunuz halde suçluluk duymayacağınız tek zaman olamaz mı! Sinirlenmek ve öfkelenmek yerine bunu eğlence haline getirmeyi neden denemiyorsunuz? Seçim sizin. Hangisi sizin yararınızaysa onu seçin. Ancak “evet” demek, her durumu kabullenmek ve bunu düzeltmeye çalışmamak anlamına gelmiyor. Tam tersine, durumla mücadele etmemek, sizi onu çözümlemek için en güçlü duruma sokar. Geç kalan sevgilinizi nasıl pişman edeceğinizi düşünmek yerine sakin bir biçimde çözüm yolları araştırabilirsiniz. Bir dahaki sefere geç kalma payı bırakmak, yanınızda okuyacak bir şey getirmek, veya sadece belli bir süre bekleyip daha sonra gideceğinizi bildirmek (ve bunu yapmak!) gibi. Ama bunu öfkeyle değil, güçle yapıyor olacaksınız, “evet” demenin verdiği güçle. Bu kadar basit bir örnek için
kolay gözüküyor değil mi? İnanın bu bile çok kolay olmayabilir çoğumuz için.
Ama peki yaşamın karşımıza çıkardığı diğer durumlar, kayıp ve acı içeren
durumlar? Buna en güzel örneği Victor
Frankl veriyor. 2. Dünya Savaşı sırasında 5 yıl Nazi toplama kamplarında
kalan Frankl, bu dönemde çekilen akıl almaz acıları, insanın kanını
damarlarında donduran insanlık dramını Man's
Search for Meaning adlı
kitabında anlatıyor. Bu mükemmel
kitabında o günlerden bahsederken şöyle diyor: “Kamp yaşamı, insanın gerçekten eylemlerini seçme hakkı olduğunu gösterir. Duyarsızlığın yenilebileceğini, öfkenin bastırılabileceğini kanıtlayan yeterince örnek vardı. İnsan ruhsal ve fiziksel stresin bu kadar berbat ve korkunç olduğu durumlarda bile ruhsal özgürlüğünü ve zihinsel bağımsızlığını koruyabilir. Toplama kamplarında yaşamış olan bizler barakaları dolaşarak başkalarını teselli eden, son parça ekmeklerini verenleri hatırlıyoruz. Sayıca az olabilirler, ama insandan her şeyinin alınabileceği ama tek bir şeyin alınamayacağına yeterli kanıt sunuyorlar: İnsan özgürlüklerinin sonuncusu – herhangi mevcut bir koşul altında yaklaşımını seçme hakkı, kendi yolunu seçme hakkı. İnsanının kaderini ve onun getirdiği bütün ızdırapı kabullendiği, zorluklarını göğüslediği yol, en zor koşullarda bile, yaşamına daha derin bir anlam kazandırmak için ona fazlasıyla fırsat verir.” Yaşamınızda ne olduğuna siz karar vermiyor olabilirsiniz. Ancak yaşamınızın nasıl olduğuna siz karar veriyorsunuz. Yanlış anlamayın lütfen, acı duymayın demiyorum. Acıya da evet deyin diyorum, çünkü bu olaylar da, acı da yaşamın bir parçası. Yaşama evet deyin, size her ne getirirse getirsin. Sizden ricam son yılınıza bu gözle bakmanız. Nasıl bir yaşam seçmişsiniz bu geçen bir yıl? Daha çok gücü mü seçmişsiniz, güçsüzlüğü mü? Sevgiyi mi seçmişsiniz, savunmayı mı? Hoşgörüyü mü seçmişsiniz, içine kapanmayı mı? Öğrenmeyi ve ilerlemeyi mi seçmişsiniz, yoksa mücadele etmeyi ve direnmeyi mi? Sorumluluk almayı mı seçmişsiniz, yoksa kurban rolünü üstlenmeyi mi? Lütfen yaşamınıza ve ilişkilerinize, etkileşimlerinize, önemli olaylar karşısındaki tepkinize dikkatlice ve dürüstlükle bakın. Daha sonra da şu soruyu sorun kendinize. Bu olaylarda daha farklı nasıl davranabilirdim, şimdiki bilincimle? Lütfen bu alıştırmayı kendinize eziyet etmek ve cezalandırmak için kullanmayın, kendinize de “evet” deyin! Kendinize “evet” demeden, istediğiniz değişiklikleri yapacak güçlü pozisyonda olamazsınız. Son olarak gelecek yıl, yaşamınızın karşınıza çıkaracağı olumlu ve olumsuz olaylar karşısında nasıl tepki vereceğinize karar verin. Güçlü, yaratıcı pozisyonunu mu seçeceksiniz, yoksa tepkisel, direnen, mücadele eden pozisyonunu mu? Ha unutmadan, bu kararınızı bazen hemen gerçekleştirip, bazen bunun zaman alacağı gerçeğine “evet” demeyi unutmayın! |
||
|
Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. |
||
|
Mare Fidelis’in ve Kişisel
Danışmanlığın sizin için neler yapabileceğini öğrenmek için buraya tıklayarak bize bir
e-posta gönderiniz veya 0(533) 734 36 04’ü arayarak bir ücretsiz
değerlendirme seansı için bir randevu alınız. ©
2002 Dost Can Deniz. Bu e-dergideki bütün yazılar Dost Can Deniz’e aittir.
İzinsiz olarak kullanılamaz. |
||