|
Bu e-dergiyi okumakta
gucluk cekiyorsaniz, http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi19.htm
adresinden de okuyabilirsiniz DERGIYI BASTIRMAK VEYA TEXT SEKILDE OKUMAK ICIN buraya
TIKLAYINIZ. www.marefidelis.com Arşivler Abone ol Aboneliğimi
Sil Bize Ulaşın |
||
|
Kişisel Bir Yaşam |
İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Haftalık E-Dergi |
Sayı 19– 26 Kasım
2002
|
|
|
||
|
Bu hafta... Eski
sayılarımıza buraya
tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu
sayımızda, yaratım ve kaybolan rüyalarımızdan bahsediyoruz. Hangimizin
büyürken rüyaları yoktu ki! Ancak çok azımız bu rüyalarımızın peşinden gitme
cesaretini gösterebildik. Sizi bu hafta bu belki de unuttuğunuz rüyaları
hatırlamaya, belki de tekrar canlandırmaya davet ediyorum. Çünkü yaşam bir
çırpıda geçiyor, ve son günlerimizde üzüleceğimiz şeyler yaptıklarımız değil
yapmadıklarımız olacak. Bu yazım,
önümüzdeki aylarda Suzanne Falter-Barns lisansıyla düzenleyeceğimiz How Much
Joy Can You Stand – Yaratım Seminerine hazırlık amacı taşımakta. Saygılarımla, Dost C.
Deniz |
||
|
Dergimizi
bütünlüğünü korumak kaydıyla dilediğiniz herkese iletebilirsiniz. Alıntı
yapmak için lütfen bizimle dostdeniz@marefidelis.com
adresinden irtibata geçiniz. Ücretsiz değerlendirme
görüşmesi için randevu almak ve Mare Fidelis’in sizin için neler
yapabileceğini öğrenmek için lütfen www.marefidelis.com
adresini ziyaret ediniz. |
||
|
Yaratım, Kaybolan Rüyalar ve Kaçırılan Fırsatlar O günü hatırlıyorsunuz değil mi? O hayali ilk kurduğunuz günü? Ne hayaldi ama, o
an ne kadar yakın gelmişti size, hatta heyecanlanmıştınız belki de. Yaşamınızın
projesiydi o zaman. Hala ara
sıra aklınıza geliyor bu fikir, bu rüya, yaşamınıza anlam verecek bu atılım.
Ya bankada sıra beklerken geliyor, ya süpermarkette, ya da boş otururken ve
zihninizi serbest bıraktığınızda. Ama gerçek şu ki, bu rüyanın peşinden hiç koşmadınız, koşamadınız.
Bir sürü neden vardı koşmamanız için, eksik nedenleri de siz buldunuz hemen.
Ne kadar hoş olurdu bu fikrin peşinden gitmek, bütün olasılıkları denemek,
tüketmek belki de... Ama yapamadınız, ve gerçekten neden yapmadığınızı,
nedenlerinizi sadece siz biliyorsunuz. Hatırlıyorsunuz bu nedenleri değil mi? Ha bir de o okuldan mezun olduğunuzda yaşamınızda bir gün kesinlikle
yapacağınıza emin olduğunuz o şey, o hayal, o parlak fikriniz var. Onu da hatırlıyorsunuz değil mi?
Çok uzak gelse de şimdi, hatırlıyorsunuz değil mi, nasıl hayal kurardınız,
detaylarıyla oynardınız zihninizde? Belki yukarda hatırladığınız hayalinizle
aynıydı, belki de değildi. Ama sonra, bir şekilde o “bir gün” hiç gelmedi. Artık hiç de gelecek gibi
gözükmüyor. Çünkü siz çok iyi bir ikna ustasısınız. En iyi ikna ettiğiniz
kişi de tabi ki kendiniz. Kendinize neler dediğinizi hatırlıyor musunuz? Ama
hatırlamanıza gerek yok ki! Hala aynı hikayeleri anlatıyorsunuz, ne zaman sizin için
gerçekten anlam ifade edecek ve yaşamınıza tat katacak, ama rahat
ettiğiniz bölgeden çıkmanızı
gerektirecek bir fırsat çıksa! Bu hikayelerin, nedenlerin farkında mısınız? Ama sizin de farkında olduğunuz gibi, gerçek tamamen farklı ve bütün bu anlattıklarınız hi-ka-ye! Harekete geçmemenizin, geçememenizin
nedenleri tamamen farklı, ve siz de bunu biliyorsunuz! Kendinize itiraf
etmekte zorlandığınız bu gerçek, yaşamınızda bazen sizi tepkisel, öfkeli,
çaresiz, umut eden, bekleyen durumuna düşürüyor. Biliyorsunuz değil mi neden
bahsettiğimi? Belki de şu anda yaşamınızın bu dönemini baştan, ama şimdiki aklımla
yaşasaydım, farklı davranırdım diye düşünüyorsunuz. Belki de diyorsunuz ki,
eğer o günlere dönseydim kesinlikle şu şekilde davranırdım. Neler yapardınız
acaba? Neler farklı olurdu, hangi fırsatları değerlendirirdiniz? Belki de şu anda biraz rahatsız oldunuz sorduklarımdan. Eğer içinizde
bir direnç, sıkışıklık, rahatsızlık, ağırlık hissediyorsanız, veya “yok
canım, neden bahsediyor bu!” diyorsanız, gerçekten iyi bir noktaya dokunmuş
olabilirsiniz. Lütfen kaçmadan, tekrar beyninizin, zihninizin kıvrımları
arasına saklanmadan
bu hayallerinizi, nedenlerinizi, korkularınızı, endişelerinizi yakalayın, ve
kağıda dökün. Hayaliniz hakkındaki bütün detayları, bütün duyguları,
üzüntüleri, ilhamları, pişmanlıkları, heyecanları, suçlamaları, düşünceleri,
suçlulukları, sıkıntıları, kısaca aklınızdan geçen her türlü şeyi yazın. Her
şeyi yazana kadar durmayın. Amacımız rahat hissetmek değil, mümkün olduğunca
net, açık ve acı verecek kadar dürüst olmak. Bu listeyi görecek tek kişi sizsiniz, o açıdan kendinizi
tutmayın! İçinizi döktüğünüze göre, daha sakin düşünebiliriz artık. Birden
aklınıza bu proje hakkında imkansız gözüken taraflar geldi, değil mi? Bütün
imkansızlıkları, olanaksızlıkları not ettiniz mi? Düşünün bakalım, nasılsa
olumsuzlukları düşünmede gayet ustasınız! Peki, bu proje, veya hayal, size bayağı heyecan vermiş olmalı ki bu
kadar duygusal yaklaşıyorsunuz, bunca süredir taşıyorsunuz. Bu projeyi bu
kadar eğlenceli kılabilecek şeyleri çok iyi biliyorsunuz aslında. Bir
düşünsenize, ne büyük bir neşe ve heyecan duyacaktınız bu proje üzerinde
çalışırken! Nerden kaynaklanıyor bu neşe, projeyi eğlenceli kılan şeyler
neler, bir düşünsenize? Bu projeyi hayata geçirmeye kalktıysanız, veya kalksaydınız, tabi ki
çevrenize etkisi olacak, siz de tepki alacaktınız. Bazıları sizi destekleyecekti, bazıları ise bu konuda pek o kadar
sıcak yaklaşmayacaktı. Ve başkaları, açıkça karşınızda yer alacaktı. Kim
olduklarını, veya olabileceklerini biliyorsunuz değil mi, bu insanların? Peki, şimdi size bir şey söyleyeceğim. İlk önce “Bir Gün” diye bir
gün yok. Eğer bir gün uyanıp da
sonunda o uzun zamandır beklediğiniz eyleme geçme zamanının geldiğini “bileceğinizi” sanıyorsanız aldanıyorsunuz.
Uydurduğunuz her bahane, ............ olduğu zaman diye biten her cümle
aslında kaçınma taktikleri. Ve uydurduğunuz bütün bahanelere rağmen
rüyanızdan kaçınmak, sizin özgürce yaptığınız bir seçim. Ve lütfen hatırlatabilir miyim size, sonsuza dek
yaşamayacağınızı? Ve muhtemelen
ölüm döşeğinizde keşke yapsaydım diye düşüneceğiniz şeyler olacağını? En
iyisi, listeyi kısaltmak, yani bu hayallerin bazılarını gerçekleştirmek için bugün çalışmaya başlamak, gerekirse destek
almak. Şimdi harekete bile geçmezseniz “eh, fena olmayan, ortalama bir yaşam
yaşadım” deme şansınız bile olmayabilir! |
||
|
Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. |
||
|
Mare Fidelis’in ve Kişisel
Danışmanlığın sizin için neler yapabileceğini öğrenmek için buraya tıklayarak bize bir
e-posta gönderiniz veya 0(533) 734 36 04’ü arayarak bir ücretsiz
değerlendirme seansı için bir randevu alınız. ©
2002 Dost Can Deniz. Bu e-dergideki bütün yazılar Dost Can Deniz’e aittir.
İzinsiz olarak kullanılamaz. |
||