|
Bu e-dergiyi okumakta
gucluk cekiyorsaniz, http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi13.htm
adresinden de okuyabilirsiniz DERGIYI BASTIRMAK VEYA TEXT SEKILDE OKUMAK ICIN buraya
TIKLAYINIZ. www.marefidelis.com Arşivler Abone ol Aboneliğimi
Sil Bize Ulaşın |
||
|
Kişisel Bir Yaşam |
İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Haftalık E-Dergi |
Sayı 13 – 15 Ekim
2002
|
|
|
||
|
Bu hafta... Eski
sayılarımıza buraya
tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sonunda korkularıma rağmen ilerledim ve düğmeye bastım! Korkuya Rağmen İlerlemek adlı grup çalışmamız 23 Ekim 2002 Çarşamba günü başlıyor. Çalışma ile ilgili detaylı bilgiyi aşağıda ve buraya tıklayarak bulabilirsiniz. Bu hafta hükmen yaşamak üzerine konuşuyoruz. Yani uyurgezer yaşamdan, yani yaşamı geldiği gibi, karar ve seçim hakkımızın farkında olmadan, farkında olsak bile bunu kullanmayı seçmeyerek yaşamaktan bahsediyoruz. İstediğimiz yaşamı yaratmak, yaşama sorumluluğunu almak ve korkularımızdan kaçmaktan vazgeçip onlara doğru ve onlara rağmen ilerlemeyi gerektirir. Devamı aşağıda! Saygılarımla, Dost C.
Deniz |
||
|
Dergimizi bütünlüğünü
korumak kaydıyla dilediğiniz herkese iletebilirsiniz. Alıntı yapmak için
lütfen bizimle dostdeniz@marefidelis.com
adresinden irtibata geçiniz. Ücretsiz değerlendirme
görüşmesi için randevu almak ve Mare Fidelis’in sizin için neler
yapabileceğini öğrenmek için lütfen www.marefidelis.com
adresini ziyaret ediniz. |
||
|
Grup Çalışması: Korkuya Rağmen İlerlemek Sonunda hazırlıklarımız
tamamlandı. Çalışmamız 23 Ekim Çarşamba günü başlıyor. Çalışma ile ilgili
detaylı bilgiyi buraya
tıklayarak öğrenebilirsiniz. Gündelik korkularla başa çıkma yollarını
araştıracağımız bu çalışmadan yaşamında bir değişiklik yaratmak isteyen
herkes yararlanabilir. Susan Jeffers’ın “Feel
The Fear and Do It Anyway” adlı kitabında belirttiği gibi, hepimiz
bilmediğimiz, yeni bölgelere girerken korku hissediyoruz. Bu korkuya teslim olmak
aslında farkında olmadığımız ciddi bedeller ödetiyor bize. Korkudan
kurtulmanın ve kendimiz hakkında daha iyi hissetmenin tek yolu da korkuya
rağmen gitmek ve ne gerekiyorsa yapmak. Mare Fidelis olarak hepimizin ortak derdi korkuyla baş
etmek için bir seçenek sunuyoruz: Korkuya Rağmen İlerlemek odaklı bir grup koçluğu çalışması. 5 – 12
danışanla beraber yaptığım bu çalışma içinde korku ile ilgili gerçekleri
ortaya çıkaracak, onu iyice tanıyacak, alt benliğimizin biz durduran sesini
susturarak üst benliğimizle işbirliği yapmayı öğreneceğiz. Daha sonra yeni
becerilerimizi yaşama taşıyacak, benim koçluğum ve grubun desteğiyle
istediğimiz yaşamı yaratmak için harekete geçeceğiz. Daha fazla
bilgi almak isterseniz lütfen buraya
tıklayınız veya dostdeniz@marefidelis.com
adresine bir e-posta atınız. |
||
|
Günaydın
diyebilir miyiz? Bu sabah uyandınız. Bu yazıyı okuyor olduğunuza göre uyanmış olmalısınız, benim bilmediğim bir teknoloji geliştirilmediyse eğer. Sonra neler yaptınız, bu yazının tam bu satırını okuduğunuz bu ana gelene kadar? Yaptığınız şeyleri, seçimlerinizi, eylemlerinizi, kararlarınızı bir gözden geçirin lütfen. Belki çalar saatinizin sesiyle kalktınız, belki de kendiliğinizden uyandınız. Hemen yataktan kalkabildiniz mi? Önce yüzünüzü mü yıkadınız, yoksa gazete gelmiş mi diye bakmak için kapıya mı gittiniz? Kahvaltı yaptınız mı? Ne yediniz kahvaltıda? Gün içinde bazı seçimler yaptınız,bazı kararlar verdiniz. Yataktan kalkmak, hatta uyanmak ilk kararınızdı. Siz seçtiniz yataktan kalkmayı, değil mi? Yoksa “zorunluyum” diye mi kalktınız yatağınızdan? Öyle ya, başınıza silah dayayıp “kalk” dediler, “işe gitme zamanı geldi”. Tercihiniz yoktu. Silah dayamasalar bile ya çalışmanız “lazım”, ya “sorumluluklarınız” var, ya da normali bu, nasıl yataktan kalkılmaz ki, er ya da geç yataktan çıkılacak değil mi? Diyelim ki çalışıyorsunuz ve işe çıkmak için yola çıktınız. Trafik. Her zamanki gibi. Sinirlenmemeye daha önceki günlerde karar vermiştiniz. Kafanızın içinde binlerce düşünce birbirini kovalıyor. İşi, partnerinizle istediğiniz gibi gitmeyen ilişkinizi, akşam planlarınızı, projenin yetişip yetişmeyeceğini, arabanın kilometresi gelen bakımını... Takip edemediğiniz bir sürü düşünceyi, aklınıza uğrar uğramaz, düşünmek istemediğiniz için kovmaya çabalıyorsunuz. Ne de olsa sırada başkaları var. Tam o sırada yavaş ilerleyen trafikte yan şeritten bir araba sinyal bile vermeden önünüze atlıyor. On beş dakika önce aynı hareketi yapmış olmanıza rağmen asılıyorsunuz kornaya. El hareketi de yapınca karşı taraf, kaybediyorsunuz kendinizi, arabanın içinde bağırıp çağırmaya başlıyorsunuz. Ne yarar sağladığını düşünmüyorsunuz. Bunun size ne getireceğini düşünmüyorsunuz. Bir arabanın önünüze geçmesinin yaşamınız için taşıdığı anlamı düşünmüyorsunuz. Sonunda bütün gün için kullanacağınız enerjinin yarısını tüketmiş olarak ve ufak bir baş ağrısı içinde dönüyorsunuz kendi dünyanıza. İşe geldiğinizde hala sinir küpüsünüz. Masanıza geçip oturuyorsunuz. Bakalım bu gün nasıl geçecek. Uzunca zamandır ara sıra sizi hayaller dünyasına alıp götüren o düşünceler birbiri ardına geliyor: İstifa etmek, kendinize daha uygun ve daha çok tatmin edecek bir iş bulmak, dünyayı dolaşmak, bir iş kurmak, o müthiş rüyanızı gerçekleştirmek, artık insanlara “hayır” demek,... Telefonun sesiyle irkilip atılıyorsunuz günün içine. Akşam olduğunda bakıyorsunuz günün bilançosuna: O gün için yapmayı planladığınız hiçbir şeyi yapamamışsınız. Bir sürü telefon, başkalarının ricaları, size direkt yarar sağlayacak değil de musibet-savar cinsinden uğraşılar. Zamanım hiç olmuyor diye yakınıyorsunuz, ama bir yerlerde, içerilerde bir yer sızlıyor siz bunu derken; bir şekilde biliyorsunuz ki yalan söylüyorsunuz, en başta kendinize. Akşam spora gitmekten vazgeçiyorsunuz, hiç haliniz yok. Bu geceyi kendinize ayırmaya, bir şeyler okumaya karar vermiştiniz. Ama yalnız kalma fikri aklınızdan şöyle bir geçer geçmez telefona sarılıyorsunuz, acil bir program yapmak için. Pardon ama, siz bana uyanmış olduğunuzu söylememiş miydiniz konuşmamızın başında? Ne demek uyanık olmak sizin için? Yaşamın akışına kapılıp, tercihlerinin farkına varmadan, kararlarını üstlenmeden, sorumluluğu almadan yaşamak, uyanmak tanımına giriyor mu? Hükmen yaşamak... Amerikalı yazar ve psikiatrist Thom Rutledge, Embracing
Fear: and Finding the Courage To Live Your Life adlı kitabında, bundan bahsederken şöyle
diyor: “... ben
buna bir isim verdim:“hükmen yaşamak”. Hükmen yaşadığımızda, aslında
uyurgezeriz, (tabi ki) kazara en az direnç göreceğimiz yollara adamış
durumdayız kendimizi. Bir korkuya doğru yürüdüğümüzü fark ettiğimizde veya
onunla karşılaştığımızda, hemen dönüp aksi yöne doğru, hem de hızla
uzaklaşırız. İnsanlar kariyerlerini bu yolla seçerler, evlilik bağını bu
yolla kurarlar, ve değer sistemlerini bu yolla oluştururlar. Bazı insanlar bu
uyku halinden hiçbir zaman uyanmazlar. Uykuda yaşarlar, ve uykuda ölürler.
Bazılarımız ise bir çeşit rahatsızlık veya başkası tarafından uyandırılırız;
şanslıysak ve tekrar uykuya dalmazsak, kendimizi bir yerlerde bir yetişkin
vücudu içinde, bir yetişkin
yaşamı içinde,
buraya nasıl geldiğimizi, ve daha da önemlisi bu konuda ne yapacağımızı
anlamaya çalışır buluruz”. Düşünsenize,
neredeyse bütün yaşamı hükmen yaşadık biz. Yaşamımız boyunca bize söylenen sınavlara
girdik. Bir takım okullara gittik, ve yaşamımızı ders ziline göre ayarladık.
Lisede arkadaşlarımız edebiyat seçti diye edebiyat bölümünü seçtik.
Üniversitede puanımız tutan bölümde okuduk. Bu bölüme uygun işlere girdik
çoğumuz, veya babamızın işinde çalıştık. Bazılarımız “e şimdi sıra
evlenmekte” diye evlendi, kural olduğu için çocuk sahibi oldu, ne tip bir
sorumluluk altına girdiğini düşünmemeye çalışarak. Aksini
yapmayı düşünmek bile en derin korkularımızı ortaya çıkarmaya yetiyordu. Rahat olduğumuz
bölgeden çıkmamak için tırnaklarımızı sıkı sıkı geçirdik sahip olduğumuzu sandığımız şeylere. Öyle ya, hükümlerin dışına
çıkarsak eğer, öcü bizi bekliyordu. Bu öcü biz küçükken koltuğun altında yaşayan öcüden
daha bile korkunçtu hem. Bu öcü başarısızlık korkusuydu, bu öcü yalnız kalma
korkusuydu, bu öcü sevgisiz kalma korkusuydu, bu öcü onaylanmama korkusuydu,
bu öcü dışlanma korkusuydu, bu öcü güvencesiz kalma korkusuydu, bu öcü
beklentileri karşılayamama korkusuydu. Ve biz öcüyle karşılaştıkça hemen
gözlerimizi sıkıca yumduk, ve uykumuza devam ettik. Hükmen yaşamaya devam ettik biz, çünkü dışarıda
bizi korkularımız bekliyordu. Küçükken
kolaydı, belki de doğruydu hükmen yaşamak, o da bir yere kadar. Ama bir sabah
uyandık, ve acı içinde kabullenmek zorunda kaldık gerçeği: “Hükmen
yaşamakla ancak buraya kadar geliniyordu, ve burası bizim hayallerimizdeki
yere hiç mi hiç benzemiyordu!”
Düşünsenize, çocukken uykuya daldığınızı, ve yıllar sonra bir gün bir
yetişkin bedeninde uyandığınızı! O şaşkınlığı biliyorsunuz, değil mi! Bazı beceriler
gerekiyor bu yeni bedende, yetişkin isteklerinizi elde edebilmeniz için.
Bütün davranış ve kararlarının sorumluluğunu almak, tercih hakkını kullanmak
gibi. Yani karar vererek ve bu kararı uygulayarak yaşamak gibi. Yani kararların
sonuçlarını her ne olurlarsa olsun kabullenmek gibi. Yani başarısızlığın da
olası sonuçlardan biri olduğunu ama dünyanın sonu olmadığını bilmek gibi. Yani
öcünün varlığını kabul etmek, gözlerinin içine bakmak, ona doğru yürümek ve
yanından yürüyüp geçmek gibi. Bu
sefer gerçekten... Günaydın.
Yaşamınıza hoş geldiniz. Eğer siz de yaşamınızı hükmen yaşadıysanız ve bir
daha uykuya dalmamaya kararlıysanız, yeni yaşamınızı – yani, şimdi şu anda başlayan yaşamınızı
– kararlar ve seçimlerle yaşamak için kendinize söz vermelisiniz. Artık hep istediğiniz ve beklediğiniz
başarının dışarılarda bir yerlerde sizi aradığına ve bir gün bulacağına
inanmaya gönül ve akıl bütçeniz elvermez. Siz de, ben de yaşamımızı hükmen
değil de karar vererek yaşamak durumundayız. Bu bazen neşelendirici ve
canlandırıcı olacak, ama diğer zamanlar bütün kalbimizle ve zihnimizle uykuya
dalmayı dileyeceğiz. Ve bazen bunu becereceğiz de. Ama çoğu
zaman korkularımıza yüzleşecek ve onlara rağmen ilerleyeceğiz. Yaşamımızı
devam ettirebilmek için yeni beceriler edineceğiz. Sonunda fark edeceğiz ki korkularımız
hiçbir zaman sona ermeyecek.
Fark edeceğiz ki biz ancak büyümezsek korku hissetmeyiz. Korku varsa
büyüyoruz, gelişiyoruz demek, bunu anlayacağız. “Korkularımı yenersem eğer
bir gün, onlardan kurtulursam” koşulunun mantıksızlığını göreceğiz.
Öğreneceğiz ki yaşamımızı nasıl yaşayacağımızı belirleyen korkuların varlığı
değil, onlarla kurduğumuz ilişki. Ve o zaman karar vereceğiz, hükmen değil,
egemen yaşamaya, ve istediğimiz, sevdiğimiz yaşamı oluşturmak için
korkularımızın gözünün içine baka baka ilerlemeye. O zaman, yani yeni yaşamınız, şimdi, şu an, burada... başladı. |
||
|
Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. |
||
|
Mare Fidelis’in ve Kişisel
Danışmanlığın sizin için neler yapabileceğini öğrenmek için buraya tıklayarak bize bir
e-posta gönderiniz veya 0(533) 734 36 04’ü arayarak bir ücretsiz
değerlendirme seansı için bir randevu alınız. ©
2002 Dost Can Deniz. Bu e-dergideki bütün yazılar Dost Can Deniz’e aittir.
İzinsiz olarak kullanılamaz. |
||