|
Bu e-dergiyi okumakta
gucluk cekiyorsaniz, http://www.marefidelis.com/ezine/mfsayi12.htm
adresinden de okuyabilirsiniz DERGIYI BASTIRMAK VEYA TEXT SEKILDE OKUMAK ICIN buraya
TIKLAYINIZ. www.marefidelis.com Arşivler Abone ol Aboneliğimi
Sil Bize Ulaşın |
||
|
Kişisel Bir Yaşam |
İnsan, Yaşam, ve Değişim Üzerine Haftalık E-Dergi |
Sayı 12 – 8 Ekim
2002
|
|
|
||
|
Bu hafta... Eski
sayılarımıza buraya
tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu sayımızda çok popüler, bir o kadar da riskli bir konuya değiniyorum: Aşk ve ilişkiler. Sevdiğimiz bir yaşam yaratmak demek, yaşamın her alanında potansiyelimizi gerçekleştirmek demektir. Sevgi bazlı olmayan ve yaratıcılığımızı tam olarak ifade etmemize izin vermeyen bir ilişki, yaşamın diğer alanlarındaki başarılarımızı bir anda gölgeleyebilir. Aşağıda buna neden olabilecek bir ilişki yaratmak için neler yapmanız gerektiğini bütün açıklığıyla anlatıyorum! Saygılarımla, Dost C.
Deniz |
||
|
Dergimizi
bütünlüğünü korumak kaydıyla dilediğiniz herkese iletebilirsiniz. Alıntı
yapmak için lütfen bizimle dostdeniz@marefidelis.com
adresinden irtibata geçiniz. Ücretsiz değerlendirme
görüşmesi için randevu almak ve Mare Fidelis’in sizin için neler
yapabileceğini öğrenmek için lütfen www.marefidelis.com
adresini ziyaret ediniz. |
||
|
Ah,
aşk! Başarılı olmak, çok para kazanmak, yeteneklerini kullanmak, kendini ifade etmek, sağlıklı olmak... Bir insan başka ne ister? Efendim? Sevmek ve sevilmek? Yani bir ilişki! Aşk! Ne kadar sihirli bir kelime bu aşk! Bazıları onu yere göğe koyamıyor, hayatlarını o aşkı bulmak için yaşıyorlar, ama o hep bir sonrada bulunan, arayanla aynı zamanı, aynı mekanı hiç paylaşmayan bir masal kahramanı olarak kalıyor. Bazıları ise onu gerçekten masal kahramanı, hayali bir varlık olarak kabul etmiş, artık umutlarını kesmişler, ellerinde olana razı, duygularını ve isteklerini bastırmış yaşıyorlar. Çoğumuz da bu iki uç arasında bir yerlerde dolanıyoruz, bazen umutlanıyor, bazen karamsarlığa kapılıyoruz. Ama hemen hemen hepimiz bir gün aradığımız bu aşkı buluyoruz yaşamımızda... Şanslıysak uzun sürüyor, ama bazen geldiği hızla gidebiliyor da... Peki, bu yazdıklarımda sizi rahatsız eden ne? Veya bütün bu aşk sohbetlerinde, ilişkilerden bahsederken, huzursuzluk veren şey ne, farkında olmadan içten içe? Bütün şarkılarda, köşe yazılarında, filmlerde, edebiyatta derinden derinden hangi mesajı işliyorlar beynimize? Çaresizlik... Kontrolsüzlük... Bizim dışımızda, üzerinde hiçbir kontrolümüzün olmadığı bir şey tarafından güdülmek... Sorumsuzluk... Yani insanın kendi sorumluluğunu alması ve istediği yaşamı yaratması için bunca zamandır anlattığımız şeylerin tam tersi... Hem de yaşamdaki en güzel deneyimlerden bir olduğu iddia edilen bir şey için! Bu resimde eksik bir şeyler var! Pavlov yaşasaydı... Harlequin seminerlerini düzenleyen Christopher Neville, “Eğer aşk bir karar değilse, başınız ciddi belada olabilir” diyor. Ama popüler edebiyat bunun tam tersini savunuyor nedense. Örneğin kendinizi ciddi olarak kontrol etmekte problem çektiğiniz bir durumda durup da “ben neden böyle hissediyorum?” veya “bu şekilde kontrolsüz davranmamın ardında ne tip yaralanmışlıklar, ne tip karşılanmamış ihtiyaçlar olabilir?” gibi, tamamen kendi duygularımızla ve kendi öz benliğimizle irtibata geçmeye yönelik bir çabayı, bir çokları garip bir biçimde duygusuzluk olarak niteleyecektir. Nedense bütün medya, arkadaşlarımız, edebiyat, sinema, televizyon, anne ve babalarımız bize karşılanmamış ihtiyaçlarımızı, eksik kalmış taraflarımızı karşılamamız, egolarımızı tatmin etmemiz ve kendimize veremediğimiz sevgiyi tamamlamamız için aşk ilişkilerini bir sığınak olarak sunuyor. Peki, onların dediğini, Gay Hendriks’in Conscious Loving adlı kitabında önerdiklerinin tam tersini yapalım ve bütün bunlarla bir ilişkiye girersek nasıl davranmamız gerektiğini ortaya dökelim: İlişkinin kuralları... Yapmamız gereken ilk şey, ilişki adına kendi yaratıcılığımızı ifade etmekten vazgeçmek. Öyle ya bir ilişkideyiz. Aşk bu! Devamlı yakın olmak için çaba gösterelim ve bunun aynısını karşımızdan talep edelim. İçimizdeki yakınlaşma ve aynı zamanda ayrılık içeren doğal ritimleri göz ardı edelim, partnerimize de bu hakkı tanımayalım. Bu konuda konuşmayı ise bir tabu yapalım. Bu ritimler yüzünden özerklik ihtiyaçlarımız karşılanmadığı için zaman içinde öfke dolalım, ama bu öfkeyi de bastıralım, çünkü aşkta öfkeye yer yok. Bu sayede ritmin öteki bacağı olan yakınlık da sözde ve görüntüde kalsın. İlişkinin zarar görmemesi için kulağa hoş gelenler dışında hiçbir gerçeği ifade etmeyelim. Sözlerle ifade bulan tek duygu “seni seviyorum” olsun, her ne demekse! Karşı tarafın hoşuna gideceğinden emin olmadığımız hiçbir duygumuzu, düşüncemizi, arzumuzu, eylemimizi söylemeyelim. Bütün dirençlerimizi içimize atıp, onlar içerleme haline gelene kadar içimizde besleyelim. Eğer bu içerleme sonucu ilişkiyi veya partnerimizi ıskartaya çıkarırsak da çıkaralım, bunu aşk için yaptık, o anlamadı! Bu aşamayı da atlatırsak eğer, zaten bütün bu duygularımızı diğerleriyle beraber bastırmış olacağız ki, o zaman duyarsızlığa doğru sağlam bir adımı daha başarıyla atmış bulunacağız. İlişki içinde ortaya çıkan sorunlardan bir şeyler öğrenerek ilişkiyi ileri götürmek yerine hemen savunma mekanizmalarımızı harekete geçirelim. Karşımızdakini hata bulmak veya düzeltmek için dinleyelim. Mümkün olduğunca eleştirelim. Yalan söyleyelim. İnkar edelim. Sessizlik içinde somurtalım veya öfkeyle patlayalım. Bütün bunlar da olmazsa, kendimizi yemeğe, içkiye, sigaraya, televizyona veya bulabildiğimiz bağımlılık yapıcı ne varsa ona verelim. Partnerimize hayır dememek için tutmak istemediğimiz veya tutamayacağımız sözler verelim. Sözler verirken neye söz verdiğimizi hiç düşünmeyelim. Zamanı gelince bakacağız. Mümkünse sözlerimizi tutmayalım, tutamayacağımızı karşı tarafa iletmeyelim, savsaklayalım, bu konudan kaçınalım. Küçük sözleri tutmadığımızda efelenelim (“Ne olmuş çöpü dışarı çıkarmayı unuttuysam!”), büyük sözleri tutmadığımızda tamamen inkar edelim (“nereden çıkarıyorsun düğünden bir gece önce ikiz kardeşinle ve nikah şahitleriyle beraber olduğumu?!”). Tom Peters’in “Bütünlükten azıcık sapma diye bir şey yoktur” şeklindeki sözünü duymamış gibi yapalım. Her ortaya çıkan durumda ya başkasını ya da partnerimizi suçlayalım, veya kurban rolünü üstlenelim. Hiçbir şekilde sorumluluk almayalım. Bütün zaman ve enerjimizi kimin suçlu olduğunu bulmak için harcayalım. Herhangi bir durumu, olduğu şekilde yaratmış olmanın sorumluluğunu almak gibi bir fikir duyduğumuzda, veya olayların bu şekilde olmasını neden ve nasıl istemiş olabileceğimiz sorulduğunda gözlerimizi kırpıştırarak anlamazdan gelelim. Partnerimizi hiçbir şekilde takdir etmeyelim. Her zaman onun eksik yönlerini yüzüne vurup, çabalarını aşağı görelim. Eğer kazara yaptığı bir şeyi, bir özelliğini beğenirsek sakın ha bunu ifade etmeyelim. İnsanların takdir edildiklerinde daha hızlı ve çabuk geliştiği masalına kulaklarımızı tıkayalım. İlişkilerin her partner diğerini takdir etmeyi bir sanat haline getirdiğinde geliştiği fikri bir kulağımızdan girip ötekinden çıksın. Sevgi ve aşkı sadece jargon olarak, basmakalıp bir biçimde ilişkimizin içinde bulunduralım. Her hoşumuza gitmeyen olayı ve sorunu sevgi ve aşktaki eksiklik olarak nitelendirelim ve karşı taraf karşı kullanalım. Gerçek sevginin esas iyileştirici ve özgürleştirici olduğunu bir yerlerimizde içgüdüsel olarak bildiğimiz için ondan öcüden korkar gibi korkalım. Eğer ilişki içinde bir sorun çıkarsa, onu sevgi almaya ihtiyaç duyan bir sonraki şey olarak görmek yerine ilişkinin sonunu hazırlayan bir sonraki adım olarak görelim. Kendi mutluluğumuz, sağlığımız ve yaşam hedeflerimiz de dahil olmak üzere hiçbir sorumluluk almayalım. Her davranışımızın, inanışımızın ve duygumuzun sorumlusu olarak yaşayan veya yaşamayan, geçmişte veya şimdiki zamanda birini, eğer mümkünse de partnerimizi suçlayalım. Affetmek ve özgürleşmek kelimelerini duyduğumuzda Çince öğrenme isteğimiz artsın. Garantili sonuç... Size garanti veriyorum, bunları yaparak kendinize popüler “aşk kültürüne” layık bir ilişki yaratabilirsiniz. Hatta o ünlü, kadınlara erkekleri ellerinde nasıl oynatacaklarını anlatan “The Rules”, veya erkeklere kadınları nasıl köle edeceklerini öğreten “Double Your Dating” gibi kitaplara vaka çalışması bile olabilirsiniz. Ama mutlu, huzurlu, gelişen ve geliştiren, yaşam yolunuzda sizi destekleyen ve doyum hissi veren bir ilişkiye sahip olur musunuz, bu konuda şüphelerim var. Eğer amacınız bu son söylediğime yakın bir şeyse, sanırım yapmanız gereken, bütün diğer konularda olduğu gibi yanlış inanç ve davranış kalıplarını bırakıp burada yazılanların tam tersini yapmak! |
||
|
Grup Çalışması: Korkuya Rağmen İlerlemek Susan Jeffers’ın “Feel The Fear and Do It Anyway” adlı kitabında belirttiği gibi, hepimiz bilmediğimiz, yeni bölgelere girerken korku hissediyoruz. Bu korkuya teslim olmak aslında farkında olmadığımız ciddi bedeller ödetiyor bize. Korkudan kurtulmanın ve kendimiz hakkında daha iyi hissetmenin tek yolu da korkuya rağmen gitmek ve ne gerekiyorsa yapmak. Mare Fidelis olarak hepimizin ortak derdi korkuyla baş
etmek için bir seçenek sunuyoruz: Korkuya Rağmen İlerlemek odaklı bir grup coaching çalışması. 4 – 10
danışanla beraber yaptığım bu çalışma içinde korku ile ilgili gerçekleri
ortaya çıkaracak, onu iyice tanıyacak, alt benliğimizin biz durduran sesini
susturarak üst benliğimizle işbirliği yapmayı öğreneceğiz. Daha sonra yeni
becerilerimizi yaşama taşıyacak, benim coaching’im ve grubun desteğiyle
istediğimiz yaşamı yaratmak için harekete geçeceğiz. Eylül
sonuna doğru başlatacağımız bu çalışmayla ilgili daha fazla bilgi almak
isterseniz lütfen dostdeniz@marefidelis.com
adresine bir e-posta atınız. |
||
|
Dost Deniz, bu derginin yazarı ve Mare Fidelis Life Coaching/Kişisel Danışmanlık’ın kurucusu ve baş danışmanı. Dost önce mühendis, sonra İş İdaresi Master’ı oldu. Bankacı oldu, yöneticilik yaptı. Yöneticiliğin aslında kendini yönetmek demek olduğunu fark edince kendi içine doğru uzunca bir yolculuğa çıktı. Bu yolculukta üç tutkusuyla tanıştı: Her anını farkında ve o andan en fazlasını alarak yaşamak, başkalarına kendilerine yardım etmeleri için yardım etmek ve özgür olmak. Bunları Life Coaching/Kişisel Danışmanlık yoluyla kendi yaşamının gerçeği haline getiriyor. Bunu yaparken Graduate School Of Coaching ve Graduate School of Corporate Coaching’den aldığı Master Coach eğitiminden ve kişisel ve iş yaşamlarında fark yaratmalarına yardımcı olduğu bir çok danışan deneyiminden yararlanıyor. Yolculuk ise devam ediyor. |
||
|
Mare Fidelis’in ve Kişisel
Danışmanlığın sizin için neler yapabileceğini öğrenmek için buraya tıklayarak bize bir
e-posta gönderiniz veya 0(533) 734 36 04’ü arayarak bir ücretsiz
değerlendirme seansı için bir randevu alınız. ©
2002 Dost Can Deniz. Bu e-dergideki bütün yazılar Dost Can Deniz’e aittir.
İzinsiz olarak kullanılamaz. |
||